YUNUS ORUÇ
  Güncelleme: 07-07-2020 16:51:00   07-07-2020 16:36:00

Dolu var Kiraz yok!

Geçen haftalardaki yazımızda Apolyont kirazının tarihi serüveninden bahsedip aslında adının Napolyon değil Apolyont olduğunu yazmıştık. Çok bilinen yanlışlardan biri olduğunu da belirtmiştik.

Ne ilginçtir ki bu yazıyı yazdığım akşam en güzel Apolyont kirazlarıının yetiştiği bölge olan Keles Kozağacı bölgesinde bir dolu faciası yaşandı.

Hep denir ya bültenlerde “ceviz büyüklüğünde yağan dolu”…

İşte bu seferki yağan dolu cevizden bile büyük, hatta küçük bir elmaya yakındı diyebiliriz.

 


Kirazıyla meşhur bu bölge tam ferah bir hasada hazırlanırken meydana gelen bu dolu faciası ve akabinde oluşan sağanak yağışlar üreticiye soğuk duşun da ötesinde büyük bir sıkıntının kapısını aralamıştır.

Büyük emeklerle bakılan, sürülen, ilaçlanan ve budanan kiraz bahçelerine kar yağarcasına yığılan dolu insanı hayrete düşürmüştür. Herhangi bir tabii afet olmasa dahi gelişmiş pazar olanaklarından faydalanamayan ve ürünlerini komik rakamlarla toptan satan ve kaderine terk edilen bölge halkı bu olaydan sonra iyice umutsuzluğa kapılmıştır.

 

 

Çünkü kiraz nazlı ve hassas bir meyvedir. Bir damla yağmur dahi kirazın nazik yapısına zarar verirken bahsettiğimiz ölçülerde yağan dolu kabul edersiniz ki bu meyveyi dalından koparıp yerlere sermiştir. Elbette akla hemen sigorta fikri gelmektedir. Ancak ülkemizde sigortacılığın daha yeni yeni filizlendiğini düşünürsek bu durumun kırsal kesimdeki oranı yüzde yirmi oranlarındadır. Bu bölge içinde bu durum böyledir.

Sigorta  yaptıran kişi sayısı iki elin parmaklarını geçmemektedir. Ki bu kişilerde mevcut banka kredilerinin kendilerine sağladıkları sigortanın içerisindeki küçük bir orandan faydalananladır. Yani topyekün bütün ürünlerini ve tarlalarını sigortalatan insan sayısı yok denecek kadar azdır. Hal böyle olunca buradaki insanların neredeyse tek geçim kaynağı olan kirazcılık bu yıl istenilen ve beklenen rekoltenin çok altında hatta diplerdedir.

Bahsettiğimiz gibi zaten tüketiciye bin bir zorluklarla gönderilen hatta bazen gönderilemeyen bu ürün bu sene en kötü tarihini yaşamıştır. Yağan dolunun ardından bölgeye Belediye Başkanı Ali Nur Aktaş ve çok sayıda Ziraat yetkilisi ve siyasi parti milletvekilleri gelmiş, halkın derdine ortak olmaya çalışmıştır. Ziraat yetkilileri hasar tespit tutanaklarını oluşturup gerekli mecralara bildirmiştir. Bundan sonraki süreç devlet yetkililerine kalmış ve bu bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi en büyük dilektir. Başta da bahsettiğimiz gibi kirazın zor bir meyve oluşunda ötürü yetiştiricisinin kendi emeğinin dışında ilaç, gübre ve mazot masrafları çok büyük rakamlardır. En azından bu masrafların temin edilmesi büyük önem arz etmektedir.

 

Uzmanların senelerdir bahsettiği fakat bizim hala kaderci bir anlayışla dikkate almayıp önemsemediğimiz iklim değişikliğine artık inanma vakti gelmiş ve topyekün bu konu ile alakalı bir şeyler yapma, harekete geçme vakti gelmiştir. Geçen haftalarda Kestel’in Dudaklı köyünde yaşanan sel felaketi de bu duruma en büyük örnektir. Yaşanan bu olaylardan sonra artık dünyaya daha özel bakmalı tabiat anayı iyi dinlemeliyiz. Planlı yerleşim ve bilimsel üretimi devreye sokup iklim değişikliğini her zaman hazır bir şekilde karşılamalıyız. 

Yazımı Sait Faik’in seneler önce yazdığı Son Kuşlar öyküsündeki şu bölüm ile bitirmek istiyorum:
“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak.

  Bu yazı 33957 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI