6 Şubat’ın acısı hâlâ taze.
Takvim yaprakları değişti belki ama yıkılan şehirlerin sesi hâlâ kulaklarımızda.
İki yıl önce UEDAŞ’la birlikte gittiğim Hatay’ın o gri yüzü…
Gökyüzüne sinmiş toz, suskun sokaklar, yarım kalmış hayatlar…
Hayata tutunmaya çalışan ama gözlerinden yorgunluk akan insanlar…
Hâlâ oradalar, zihnimin en ağır yerinde.

Bir enkazın başında fotoğraf çekerken dizlerimin bağı çözülmüştü.
Betonun arasında gördüğüm o hayvan kafa iskeleti, sadece bir görüntü değildi.
Bir yaşamın sessiz sonuydu.
İnsanın içinden bir şeyleri koparan türden.
Ağlayarak yürüdüm o sokaklarda.
Utanarak mikrofon uzattım.
Çünkü bazen soru sormak bile vicdana ağır gelir.
Ve o cümle…
“Depremde ölmedik ama bizi bu toz bulutu öldürecek.”

O gün sadece binalar yıkılmadı.
Hayatlar çöktü.
Hayaller sustu.
İhmaller ve “bize bir şey olmaz” rahatlığı da enkazın altında kaldı.
Şimdi başımı Hatay’dan çevirip Bursa’ya bakıyorum.
Bu şehir de birinci derece deprem kuşağında.
Yani mesele uzak bir ihtimal değil, zamanı belirsiz bir gerçek.
Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) iş birliğinde yürütülen “Deprem Riskini Azaltma ve Önleme Planlaması Projesi” tam da bu gerçekle yüzleşme çabası. 536 bin binanın verisi incelenmiş. Zemin analizleri güncellenmiş. 12 ayrı deprem senaryosu üzerinden modellemeler yapılmış. Ortaya çıkan tabloya göre yapı stokunun yüzde 10 ila 15’i risk grubunda.
Bu sadece bir oran değil.
Bu, içinde çocukların uyuduğu odalar demek.
Sabah işe giden insanların evleri demek.
Bir şehrin geleceği demek.
Ama önemli olan şu:
Bu veriler korkutmak için değil, harekete geçirmek için var.
Çalışmalar yalnızca binalarla sınırlı değil. Yollar, köprüler, hastaneler, okullar, sanayi bölgeleri, limanlar… Çünkü mesele sadece yıkılmamak değil; yıkımdan sonra hayatın devam edebilmesi.
“Bursa Modeli” olarak tanımlanan bütüncül yaklaşım aslında bir planın ötesinde bir zihniyet değişimini işaret ediyor: Bilime yaslanmak, koordinasyonu güçlendirmek, afeti kader gibi kabullenmemek.
En kıymetli cümlelerden biri şuydu:
“Planın gerçek sahipleri Bursalılardır.”
Evet.
Hiçbir plan, toplum sahiplenmezse yaşayamaz.
Hiçbir belge, uygulamaya dönüşmezse anlam taşımaz.
Hiçbir siyasi irade, süreklilik göstermezse güven vermez.
Deprem siyaset üstüdür.
Deprem ihmali affetmez.
Deprem, geciktirilmiş kararların bedelini ağır ödetir.
Bugün atılan her bilimsel adım, yarın bir hayat demektir.
Bugün alınan her önlem, yarın bir çığlığın eksilmesi demektir.
Hatay’ın tozunu gördük.
Acının rengini tanıyoruz artık.
Soru şu:
Bursa bekleyecek mi, yoksa hazırlanacak mı?
Ben bu şehrin beklemeye değil, önlem almaya karar vereceğine inanmak istiyorum.
Çünkü enkaz başında ağlamak yerine, masa başında cesur kararlar almak mümkün.
Ve biz, felaket geldikten sonra değil; gelmeden güçlü olmak zorundayız.
Bursa’nın kaderi enkaz olmamalı.
Bursa’nın kaderi direnç olmalı.
Sevgiyle