BİROL ÇELEBİ
Yıllardır işe gitmek için sabahın erken saatlerinde uyanır ve önce yola sonra da güne koyulurum…
Bu nedenle iyi bilirim ki sabah erken saatlerde şehrin sesi başka oluyor. Henüz tam uyanmamış bir kalabalığın ayak sesleri, yarım açılmış kepenklerin metal tınısı, uzaktan gelen bir çay kaşığı şıngırtısı… Günün en dürüst saatleri belki de bunlar.
Son zamanlarda fark ediyorum; herkes bir yere yetişiyor ama kimse tam olarak nereye gittiğini bilmiyor gibi.
Otobüste yüzler yorgun, trafikte sabırlar kısa, kahveler sert. Gün daha başlamadan bitmiş gibi bir hâl var insanlarda.
Oysa hayat dediğimiz şey, büyük kırılma anlarından çok küçük ayrıntıların toplamı.
Geçen gün bir simitçiyle göz göze geldim. Hava soğuktu.
Elleri üşümüş ama yüzünde alışık bir sakinlik vardı.
“Bugün rüzgâr sert” dedi. Sadece bunu söyledi. Şikâyet etmedi, sitem etmedi.
Rüzgârın sert olduğunu tespit etti ve simit satmaya devam etti.
Belki de mesele tam olarak bu.
Biz hayatın rüzgârını fazla ciddiye alıyoruz.
Gündem ağır, konuşmalar sert, tartışmalar yüksek sesli. Ama akşam eve döndüğümüzde hepimizin ihtiyacı olan şey aynı: Sıcak bir çorba, kısa bir sessizlik ve içimizi rahatlatan bir cümle.
Şehir büyüdükçe insanın yalnızlığı da büyüyor sanki. Kalabalığın içinde omuz omuza ama kalp kalbe değiliz. Birbirimize çarpmaktan konuşmaya fırsat bulamıyoruz.
Oysa en çok da konuşmaya ihtiyacımız var. Büyük meseleleri değil; küçük şeyleri. “Bugün yoruldum.” demeyi mesela. Ya da “İyi ki varsın.” demeyi.
Bir erkek olarak şunu söyleyebilirim: Biz bazen susmayı güç zannediyoruz. Hâlbuki güç, gerektiğinde yumuşayabilmekte. Yorulduğunu kabul edebilmekte. “Ben de bilmiyorum.” diyebilmekte.
Hayat kimseye kusursuz bir plan sunmuyor. Hepimiz eksik parçalarla yürümeye çalışıyoruz. Ama eksik olmak, yanlış olmak demek değil. İnsan olmak demek.
Şimdi bir düşünün… En son ne zaman acele etmeden çay içtiniz? Telefonu masaya ters koyup gerçekten karşınızdakini dinlediniz? Ya da hiçbir sebep yokken gökyüzüne baktınız?
Belki de gündemden biraz uzaklaşmak, kendimize yaklaşmaktır.
Her şey hakkında fikir sahibi olmak zorunda değiliz. Her tartışmaya girmek zorunda değiliz. Bazen geri çekilmek, en akıllıca hamledir.
Çünkü insan ruhu da dinlenmek ister. Sürekli alarm hâlinde yaşamak, görünmez bir yorgunluk bırakır.
Şehrin ortasında küçük bir sakinlik alanı açabiliriz kendimize. Sabah yürüyüşü, kısa bir kitap molası, eski bir dostla edilen sade bir sohbet… Büyük değişimler değil, küçük denge noktaları.
Hayatın tamamını kontrol edemeyiz ama tonunu ayarlayabiliriz.
Belki bugün biraz daha yavaş konuşuruz.
Belki trafikte korna yerine sabrı seçeriz.
Belki birine gerçekten “Nasılsın?” diye sorarız.
Dünya kurtulmaz belki ama biz biraz hafifleriz.
Ve insan bazen sadece hafiflemek ister.
Bugünlük gündemden uzak, hayatın kendisine yakın duralım. Çünkü en büyük mesele, iyi kalabilmek.
Gerisi zaten gelip geçiyor.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|