HAVA ALP
Selam olsun İncire. Bir kovanın içindeki hikmete…
Bazı meyveler yalnızca dalından koparılmaz; Anlamı da içinden çıkar.
İncir, işte tam da böyle bir meyvedir.
Dışı sade, içi sır dolu.
Bizim ailede üç meyve çok sevilir: Üzüm, zeytin ve incir.
Onlar sadece topraktan çıkan nimetler değil; sabrın, bereketin ve hayatın özüdür.
Dedem, ben doğmadan önce vefat etmiş.
Ama çocukluğum ve gençliğim, onun elleriyle diktiği meyve bahçesinde geçti.
Kardeşimle birlikte asmaların bir ucundan öbür ucuna hiç yere basmadan, dallara tutunarak gider gelirdik.
Bu bizim için sadece bir oyun değil, doğayla kurduğumuz bağdı.
Bahçemizdeki incirler çeşit çeşitti.
Siyah, yeşil, içi kırmızı, içi beyaz…
Bazıları temmuz ayında olgunlaşır, bazıları ekim ortasına kadar meyve verir.
Her birinin ayrı adı, ayrı tadı vardı.
Sanki her biri bir karakterdi.
Bir gün baba yurduna gittiğimde meyve bahçesine uğradım.
Yaşlı bir zeytin ağacının altında oturan bir kadın gördüm.
Yaklaştım, babamın halası olduğunu fark ettim. Elini öptüm. Önünde bir kova incir vardı.
‘Al kızım, yeni toplandı,’ dedi.
Ben daha cevap veremeden anlatmaya başladı: Babamı, dedemi…
En çok da dedemi.
‘Aman o hiç uyumazdı. Güneş batana kadar, hatta ay doğar… Ay ışığında kalkar, bu meyveleri dikerdi, çapalardı, sulardı.
Daha gelmemiştir dünyaya onun gibi çalışan biri.’
Sonra gözleri incir kovasına kaydı; sesi ağlamaklıydı:
‘Bu incir var ya kızım, bildiğin adamdır.
Dışına bak, parlıyor; ama aç bakalım içini… Bazısı lezzetli, bazısı tatsız, bazısı çürük, bazısı kurtlu çıkar.
Bazısı dalında olgunlaşıp düşer, bazısı kurda kuşa yem olur.
Açtın mı içini, küçük küçük tohumları var.
Sen gençsin yavrum, olgunlaşmaya yüz tutan bir incirsin.
Bir çocuk daha hamdır. Bense artık dalda zor tutunan, toprağa karışacak bir meyveyim. İncir ağacının kendisi ise berekettir, bolluktur, doğurganlıktır.
İncir meyveleri, ağaç çiçek açmadan, yaprakları büyümeden oluşmaya başlar.
İşte bu yüzden derler ki: İncir ağacı çiçek açmadan meyve verir.’
O an anladım: İncir, sadece bir meyve değil, bir insan metaforu.
Dışı sade, içi karmaşık. Mütevazı görünür ama içinde binlerce tohum taşır. Her biri ayrı bir hikâye.
İncirin içindeki tohumlar gibi bilgide çoğalır ve nesilden nesile aktarılır.
O, ezilmeden yenmez; bu, insan kalbi gibidir. Kalp de acılarla sınanır, arınır ve sevgiyle ışık saçar. İncir kurutulurken altına yaprakları serilir ve yaprağıyla örtünür.
Bu durum, bize mahremiyetin, tevazunun ve kendini bilmenin önemini gösterir.
En nihayetinde incir, sabırla olgunlaşır.
İşte bu yönüyle de ruhsal olgunluğumuzun bir yansımasıdır.
Dedem, bize sadece bir bahçe bırakmadı.
Bize toprağın dilini, sabırla gelen hikmeti ve meyvenin ardındaki sırrı da bıraktı.
İçindeki yüzlerce tohum, içten gelen bereketinin işaretidir. Tıpkı olgun bir insan gibi: Kendi içinde saklı, ama taşıdığı her şey başka bir hayata vesile olacak kadar dolu.
Bir meyve düşünün; küçücük, sessiz, sade. Ama hakkında yemin edilmiş. Ve her yemin, dikkat ister.
Belki de bu yüzden bazı meyveler, bazı surelerin kapısını aralar.
Belki bir incir, bir insanın hakikate giden yolunu gösterir.
Belki de dedemin diktiği o incir ağacı, bizim içimizde hâlâ büyüyordur.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|