HAVA ALP
Yüreğimde Bulgaristan'dan zorunlu göçle gelen soydaşlarımızın o topraklarda bıraktıkları anıların, acıların ve ayrılıkların buruk yankısıyla çıktım yola.
Her adımımda o derin hüznü ve geçmişle kurduğum o ince bağı hissederek aktarıyorum sizlere Bulgaristan ziyaret notlarımı.3 Gün süren ziyaretimizin son gününde rotamız, Yıldırım Belediyesi'nin kardeş şehri Cebel'den sonra, adını sıkça duyduğumuz Eğridere'ye (Ardino) çevrildi.

Elbette, Eğridere denince akla ilk gelenlerden olan Şeytan Köprüsü ve onu saran o mistik atmosferi de satırlarıma taşımadan geçemeyeceğim.
Ve de Eğridere'nin tarihi dokusunu anlamamıza rehberlik eden değerli Yunal Seyfittinov Eminov ve Cem Hacıoğlu’na minnetlerimi sunarak başlamak istiyorum anlatmaya.
Önemle belirtmek isterim ki, ortasından sakin bir nehrin aktığı bu şirin kasaba, insana tarifsiz bir huzur veriyor.
Şehrin hakim bir noktasında yer alan, değerli yazar ve şairimiz Sabahattin Ali'nin adına düzenlenmiş müze ve bahçesindeki o eski baruthane, gerçekten de görülmesi gereken özel mekanlardan.
Bu topraklarda doğmuş bir değeri yad etmek, onun hatırasıyla o atmosferi solumak bambaşka bir duygu!
Eğridere sokaklarında adım adım ilerlerken, Anadolu'nun sıcak bir kasabasında dolaşıyormuş hissine kapılmamak elde değil. Belki de aynı özün, aynı kültürün suyuyla yoğrulmuş olmamızdan kaynaklanıyor bu tanıdıklık. İnsanları sıcakkanlı, sokakları samimi.
Eğridere merkezden kısa bir yolculukla ulaştığımız Şeytan Köprüsü ise, adeta yeşillikler arasından fırlayan bir tarihi anıt gibi karşımızda duruyor.

Arda Nehri'nin o hırçın sularını zarif bir kemerle aşan bu taş köprü, Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Selim döneminde, 1515-1518 yılları arasında inşa edilmiş. Yüzyıllardır nice yolcuya, nice kervana şahitlik etmiş bu görkemli yapı. Şeytan Köprüsü'nün isminin ardında yatan o gizemli efsaneler ise, buranın atmosferine ayrı bir mistik hava katıyor. Kimileri, belirli bir vakitte köprünün suya yansımasında Şeytan'ın suretini gördüğüne inanırken, bir diğer rivayet köprüyü inşa eden ustanın Şeytan ile bir anlaşma yaptığını fısıldıyor. Hangi efsane size daha yakın gelir bilemem ancak köprüyü çevreleyen o muhteşem doğal güzelliklerle birleşince, ortaya gerçekten de efsanevi bir manzara çıkıyor. Yüksek kayalıkların arasından coşkun akan Arda Nehri'nin üzerinde bir gerdanlık gibi duran bu taş köprü, etrafındaki o yemyeşil doğayla kusursuz bir uyum sergiliyor. Köprünün üzerinde yürürken, zihnimde yüzyıllar öncesinden bugüne bu tarihi yapının üzerinden geçen yolcular, at arabaları canlandı adeta. Aşağıya doğru baktığımda, köprünün suya yansıyan o heybetli görüntüsü beni adeta büyüledi. Bir an geçmiş gözümde canlandı ve bu topraklarda, atalarımızın verdiği o zorlu mücadeleyi derinden hissettim.
Öğrendiğimize göre, bu tarihi yapı 1984 yılında kültür anıtı ilan edilmiş ve 2021 yılında da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil edilmesi için başvurusu yapılmış. Geçmişin izlerini taşıyan bu güzel yapının korunması ve dünya mirası olarak kabul görmesi açısından güzel bir düşünce.
Ancak bu ziyaretimi diğerlerinden farklı kılan, içimde buruk bir his bırakan bir durumu da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Köprünün girişinde, ticari amaçla kurulmuş bir hava kaydırağı gördüm.
Hemen yanında da kafe tarzı bir işletme bulunuyordu...
Doğal olanın, o eşsiz güzelliğin olduğu gibi korunması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, bu türden yapıların bu doğal cennete pek de yakışmadığını hissettim.
Sanki tarihin ve doğanın o eşsiz ahengine bir gölge düşürülmüştü. Çünkü köprü, sadece taş ve harçtan ibaret olmayan, yüzyıllara meydan okuyan tarihi bir yapı.
Nesilden nesile aktarılan o gizemli efsaneleri ve büyüleyici doğal ortamıyla korunması gerektiğini düşünüyorum.
Umarım bu eşsiz miras, hak ettiği değeri görür ve ticari kaygılardan uzak, asırlar boyu zamana meydan okumayı sürdürür.
Ki Eğridere'nin bu saklı cenneti, geçmişin hüznüyle geleceğe umutla bakmaya devam etsin.
Ömür boyu hafızalarımızdan çıkmayacak yeşilin her tonunun hakim olduğu bölgeden ve geçmişin izlerinden ayrılmadan önce Yunal Eminov ve Cem Hacıoğlu'nun birbirinden kıymetli bilgiler eşliğinde Toz Ağaçlarını (Beli Brezi'yi) ziyaret ettik.. (kimbilir... belki bir gün o eşsiz güzellikteki yeri de kaleme alır sizlerle paylaşırım...)
Az evvel de dediğim gibi... Her ikisine de ne kadar teşekkür etsek azdır! Balkan İnsanının canlı örnekleriydi adeta... Hem çok başarılı, hem samimi, içten, mütevazi... Ve son teşekkürüm de bizlere yol boyunca çiçekler toplayıp hediye eden Cem Bey'in 12 yaşındaki oğlu Efe'ye! Varolun her biriniz!
Toz Ağaçlarının açık kalp ameliyatı yapılabilecek sterillikteki hava gibisiniz! Hep öyle kalın ve örnek olmaya devam edin kirlenmeye başlamış kalplere...

Son karemizi de çekilip, yüreklerimizdeki sızı ve kalplerimizde biriktirdiğimiz anılarla Ayrılıyoruz mecburen... Hoşçakalın...
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|