HAVA ALP
  Güncelleme: 28-07-2025 19:20:00   02-07-2025 23:50:00

Toprağın Şifalı Nefesi

Bazı bağlar vardır, doğduğunuz anda kurulmuştur.

Toprakla olan ilişkim tam da böyle…

Çocukluğumu küçük bir köyde, çıplak ayakla toprağa basarak geçirdim.

O günlerde bunun sıradan bir hayat olduğunu sanırdım. Meğer o basit gibi görünen anlar, beni ben yapan en derin temellermiş.

Toz toprak içinde oynarken, domates fidelerini dikerken ya da iş bittikten sonra toprağa boylu boyunca uzandığım o sessiz zamanlarda, yorgunluğum toprağa akar, yerini bambaşka bir enerjiye bırakırdı.

Şimdi fark ediyorum ki; bu sadece bir dinlenme hali değilmiş.

Bu, ruhumun toprakla kurduğu şifalı bir bağmış!

İçimde bir yerlere sessizce işleyen o güven, o huzur...

Belki de hayatta dimdik durmamı sağlayan direncin temeli orada atılmıştı. Tıpkı şefkatli bir anne gibi, toprak beni sarıp sarmaladı.

Toprağa uzandığımda en çok karıncaları izlemeyi severdim.

O küçük ama amansız işçilerin telaşı, sabrı ve düzeni bana çok şey öğretti. Yalnızca çalışkanlık değil; toprağın canlı, sürekli dönüşen bir varlık olduğunu da karıncalardan öğrendim.

Onların toprak altında kurduğu tüneller, dış dünyaya karşı kurdukları sağlam kaleler gibiydi.

Ben de toprağa her uzandığımda kendimi aynı güvenli kalenin içinde hissederdim.

Karıncaların ölü bitki ve hayvan kalıntılarını taşımasıyla başlayan yeni hayat döngüsü, doğanın ne kadar cömert ve döngüsel olduğunu gösterdi bana.

Bu yüzden arkadaşlarım bana ‘karınca gibi çalışkan, toprak gibi dayanıklı’ derdi.

Şimdi anlıyorum ki bu benzetmenin altında büyük bir gerçek yatıyor.

Toprak, sabrı ve uyumu öğretti bana; tıpkı toprağın kendine has ağır ama emin dönüşüm süreci gibi.

Bu düşünceler beni hep Aşık Veysel’in dizelerine götürür:
Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi / Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi...

Ne zaman bu dizeleri okusam, toprağa olan sevgim biraz daha derinleşir. Çünkü toprak, sadece üzerine bastığımız bir yüzey değil; her nefesimizde yanımızda olan bir yaşam kaynağı, bir öğretmen, bir dosttur.

Günümüzde ise bu dosttan iyice uzaklaştık.

Beton zeminlere, yapay ışıklara, dijital ekranlara hapsolmuş bir haldeyiz.

Stres, yorgunluk ve tükenmişlik duygusu bir gölge gibi peşimizde dolaşıyor.

Ama çözüm bazen çok daha yakın, çok daha sade: Topraklanmak.

Topraklanma, bedenimizi Dünya’nın doğal elektriksel enerjisiyle buluşturmak demek.

Bilimsel araştırmalar bile artık bunu destekliyor: Toprakla temas, stresi azaltıyor, uyku kalitesini artırıyor, bedenin doğal ritmini yeniden düzenliyor.

Yani ruhumuza ve bedenimize adeta bir reset atıyor.

Peki bunu nasıl yapacağız? Çok basit. Çıplak ayakla çimlere basmak.

Kumda yürümek.

Bahçede toprağı eşelemek.

Bir ağaca yaslanmak.

Doğal taşlara dokunmak.

Günde sadece 10-15 dakika bu bağlantıyı kurmak bile zihni yatıştırıyor, kalbi dinginleştiriyor.

Toprak, yalnızca yaşadığımız bir zemin değil.

Bir kucak, güvenli dost ve  bir öğretmen.


Yazımın sonuna doğru gelirken hepinize selamlarımı iletiyorum.

Toprakla kalın. Şifayla kalın.

  Bu yazı 1965 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
HABER ARŞİVİ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI