M. HALUK YALÇINKAYA
Berlin bu yıl sert.
Kuru kar yüzü kesiyor, sabah ayazı insanın içine işliyor.
Geçen yıla göre daha soğuk, daha gri, daha mesafeli bir şehir…
Ama akşam salonun ışıkları söndüğünde o mesafe ortadan kalkıyor.
Çünkü sinema, Berlin’de hâlâ insanın içini ısıtıyor.
.jpeg)
Bu yıl Berlin International Film Festival’nde 22 film Altın Ayı için yarışıyor.
22 Şubat akşamı ödüller dağıtılacak. Ama asıl mesele ödül değil; asıl mesele hangi hikâyenin hafızamızda kalacağı.
Türkiye Ana Yarışmada
Türkiye bu yıl ana yarışmada iki filmle temsil ediliyor.
İlker Çatak’ın Sarı Zarflar filmi cesur bir anlatı kuruyor. Hamburg–İstanbul, Ankara–Berlin hattında gidip gelen çok katmanlı bir hikâye… Ancak bu katmanlar zaman zaman bir karmaşaya dönüşüyor. Anlatının yoğunluğu izleyiciyi zorlayabiliyor. Yine de festival ruhuna yakışan, tartışmaya açık bir film.
Basın toplantısında Özgü Namal’ın sözleri geniş yankı buldu. Oradaydım. Söylediklerinin film bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama festival atmosferi bazen cümleleri büyütmeyi seviyor.
.jpeg)
Emin Alper’in Kurtuluş filmi ise benim için daha sarsıcıydı. İki yalnız Kürt köyü üzerinden sorgulamadan itaati, sahte otoritelerin yarattığı yıkımı anlatıyor. İnanç ve korku arasındaki ince çizgide yürüyen bir film. Oyunculuklar güçlü, atmosfer karanlık ama gerçek.
Berlin’de alkışın tonu değişiyor; burada seyirci kolay etkilenmiyor. O yüzden alınan her alkışın bir karşılığı var.

Berlinale’de Türkiye Hafızası
Biz aslında Berlinale’ye yabancı değiliz.
Susuz Yaz ile başlayan yolculuk,
Bal ile Altın Ayı’ya uzandı.
Duvara Karşı Berlin’i ayağa kaldırdı.
Hakkâri’de Bir Mevsim hafızalara kazındı.
Yani biz bu festivalde “misafir” değiliz. Biz bu tarihin bir parçasıyız.
EFM Koridorlarında
Festival sadece kırmızı halı değil.
European Film Market koridorlarında başka bir heyecan var. Yapımcılar, dağıtımcılar, ortak yapımlar… Sinemanın görünmeyen yüzü orada şekilleniyor.
Türkiye bu yıl güçlü bir görünürlük sergiledi. “Turkish Cinema 2026” kataloğunda 29 uzun metraj, 8 animasyon, 30 kısa film ve 26 belgesel yer aldı. Bu, sadece bir liste değil; bir üretim iradesi.
Kişisel Not
Bu yıl çoğu yarışma filmini izledim. Dikkatimi çeken şey şu: Filmlerin çoğu aile içi çatışmalar ve insan ilişkilerindeki açmazlar üzerine yoğunlaşıyor. Dünya küçülüyor ama yalnızlık büyüyor.
Benim favorim ise Juliette Binoche’nin başrolünde olduğu Queen at Sea. Sakin ama derin. Gösterişsiz ama çarpıcı.
22 Şubat akşamı ödüller açıklanacak. Berlin belki hâlâ soğuk olacak. Ama iyi bir film, insanın içindeki en soğuk yeri bile çözebiliyor.
Berlin’den not düşüyorum:
Sinema hâlâ en güçlü anlatı biçimimiz.
Ve biz o anlatının içindeyiz.
“Berlin’de kış sert geçiyor olabilir; ama hikâyeler hâlâ sıcak.”
İyi seyirler.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|