M. HALUK YALÇINKAYA
  12-07-2026 13:35:00

Zihni Göktay: "Şöhret için değil, sanat için çalışın."

Sanatın hangi dalı olursa olsun, gerçek değerine ulaşması çoğu zaman yıllar alır. Pek çok sanatçının ürettiği eserler, yaşadığı dönemde hak ettiği ilgiyi göremez. Çünkü sanatçılar çoğu zaman toplumun önünde yürür; eserleri ise zaman geçtikçe anlaşılır.

Zihni Göktay'ı kaybettik!

Aslında "kaybettik" demek bana ağır geliyor. Çünkü Zihni Göktay da benim "ölümsüz faniler" dediğim insanların arasına katıldı. Bu ifadeyi kısa süre önce gazeteci bir meslektaşımla yaptığımız sohbet sırasında bulmuştuk.

Ölümsüz faniler... Yani eserleriyle, sahnedeki emekleriyle ve insanlarda bıraktıkları izlerle yaşamaya devam eden insanlar...

Zihni Göktay'ın adı da artık Türk tiyatro tarihine altın harflerle yazılmış durumda.

"Lüküs Hayat", "Cibali Karakolu", sayısız tiyatro oyunu, film ve televizyon dizisinde izlediğimiz Göktay, hiçbir zaman şöhretin peşinden koşan bir sanatçı olmadı. Onu öne çıkaran, popülerliği değil; yaptığı işlere duyduğu saygı ve mesleğine olan bağlılığıydı.

Türk tiyatrosu yalnızca usta bir oyuncusunu değil, aynı zamanda bir ekolünü ve gerçek bir tiyatro emekçisini uğurladı.

Bir anısını yıllar önce okumuştum.

Babasının vefat ettiği gün bile sahneyi terk etmemiş, oyununu tamamladıktan sonra kuliste sessizce gözyaşı dökmüştü.

İşte tiyatro onun için yalnızca bir meslek değil, bir yaşam biçimiydi.

Çocuk yaşta babasının elinden tutarak gittiği tiyatrolarda başlayan bu tutku, ömrünün son gününe kadar hiç sönmedi. Pertevniyal Lisesi yıllarında tiyatro sevgisi daha da büyüdü. Mezuniyetinin ardından Eminönü Halkevi'nde eğitim aldı, 1964 yılında profesyonel oyunculuğa adım attı. 1973'te İstanbul Şehir Tiyatroları kadrosuna katıldı ve Türk tiyatrosunun unutulmaz isimlerinden biri oldu.

Özellikle "Lüküs Hayat" müzikalindeki Rıza karakteriyle tam 28 yıl boyunca sahneye çıkarak kırılması güç bir rekora imza attı. Binlerce kez perde açtı, milyonlarca seyirciyi güldürdü.

Ancak onu farklı kılan yalnızca oyunculuğu değildi.

Disiplini...

Çalışkanlığı...

Ve sahneye duyduğu sonsuz saygı...

Röportajlarında hiçbir zaman şöhret peşinde koşmadığını anlatırdı. Tiyatroyu "ekmek teknesi" olarak görür, ailesini bu meslek sayesinde büyüttüğünü gururla söylerdi.

Eşini kaybettikten sonra kendi isteğiyle huzurevinde yaşamayı tercih etmiş, bunun çocuklarına yük olmamak için bilinçli verilmiş bir karar olduğunu ifade etmişti. Son nefesine kadar tiyatroyu konuştu, tiyatroyu düşündü.

Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenen veda töreninin en dokunaklı anı ise kızı Zeynep Göktay Dilbaz'ın okuduğu mektuptu.

Konuşurken sesi titredi.

Salondaki birçok kişi gözyaşlarını tutamadı.

Çünkü o mektup yalnızca bir babanın kızına yazdığı satırlar değildi; aynı zamanda bir sanatçının meslek ahlakını anlatan hayat dersiydi.

Mektubun en unutulmaz cümlesi ise şuydu:

"Şimdilerde 'Zihni Göktay'ın kızı Zeynep' diyorlar. İleride 'Zeynep Göktay'ın babası' desinler bana."

Ve ardından gelen vasiyeti...

"Ben ve annen öldüğümüz gün bile sahneye çıkmak zorundasın. Ölümümüzü yaz tatiline getirmek elimizde değil. Bu, böyle bir sanattır."

İşte Zihni Göktay'ın sanata bakışı tam olarak buydu.

Sahneye çıkmadan önce mutlaka ceketini düzeltir, ayakkabılarını kontrol eder ve sık sık şu cümleyi kurardı:

"Seyirci bana para verip geliyor; ona saygısızlık edemem."

Onun için tiyatro yalnızca eğlence değildi.

Bir okuldu...

Bir ahlaktı...

Bir sorumluluktu.

Bu yüzden genç oyunculara hep aynı öğüdü verdi:

"Şöhret için değil, sanat için çalışın. Alkış gelir geçer; ama iyi oyunculuk ömür boyu kalır."

Ne kadar anlamlı bir cümle...

Bugün yalnızca oyunculuk dünyası için değil, hayatın her alanı için geçerli.

Bugün sosyal medyada birkaç paylaşım yaparak şöhret olmanın mümkün olduğu bir dönemde, Zihni Göktay bize bambaşka bir miras bıraktı.

Emek...

Disiplin...

Sabır...

Meslek ahlakı...

Ve yaptığı işe duyduğu sonsuz saygı...

Yaklaşık altmış yılı aşan sanat hayatında yalnızca canlandırdığı karakterlerle değil, yetiştirdiği öğrenciler, örnek duruşu ve tiyatroya kattığı değerlerle de iz bıraktı.

Geride oyunlar bıraktı.

Kahkahalar bıraktı.

Anılar bıraktı.

Ve en önemlisi...

Genç sanatçılara yol gösterecek bir anlayış bıraktı.

Perde kapandı belki...

Ama alkışlar uzun yıllar daha sürecek.

Çünkü bazı insanlar ölmez.

Sadece son kez seyircisini selamlar.

İyi seyirler.

  Bu yazı 917 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI