NAZAN BOZAN
Kitabın son sayfasını kapatıp yavaşça yatağın üzerine bırakıyorum. Sanki yaşanmışlıkların ve yorgunlukların arasına bir yenisini daha eklemek istemezmiş gibi… Usulca.
Gün aydınlanmak üzere. Gözlerim kızarmış, yorgun. Ama hemen uyuyamıyorum.
Kolay değil… Türkiye’nin en ilginç ailelerinden birini, sanatla, tutku ile, kırılmalarla dolu bir yaşamı; Şirin Devrim’in kaleminden “Şakir Paşa Ailesi”ni okuyup bitirmek. Kitabı kapattığımda, sanki onların hayat yolculuğuna ben de eşlik etmişim gibi yorgun ama hüzünlü bir haldeyim.
Ve sonra… yıllar geri sarılıyor.
Sanırım 1977 ya da 78 yılıydı. Bodrum’a ilk gidişim.
Entelektüel birikimi geniş, macerayı seven, öğrenmeye ve keşfetmeye açık babam… Bayram tatilinde, daha önce annemle gidip çok beğendiği Bodrum’a bu kez hepimizi alıp götürmüştü. Rezervasyon yok, plan yok… sadece yol vardı.

O yılların Bodrum’u bugünkü gibi değil. Küçük bir balıkçı kasabası… Sakin, bozulmamış, kendine has.
“Acıktıklarını fark ettiklerinde, babam her zamanki gibi et ya da balık tercih ediyor; zaten seçenek oldukça sınırlı.”
Bir aile işletmesi olan “Sakallı”ya giriyoruz. Yemek sırasında babam, genç işletmeciyle sohbet ediyor. Bursa’dan geldiğimizi ama kalacak yer bulamadığımızı anlatıyor.
Ve o yılların sıcaklığıyla… işletmeci kendi evini açıyor bize. Üç günlüğüne misafir oluyoruz.
Apartman çocuğuyum ben. Bahçeli bir ev, ortasında kuyu, etrafında begonviller… Kumbahçe’nin o masmavi denizi… Hepsi bana başka bir dünya gibi geliyor. Şaşkınlıkla izliyorum.
Babamın maceracı tarafı burada da devrede. Karnımız doyunca “hadi çevreyi keşfedelim” diyor.
O Bodrum… bugünle kıyaslanmayacak kadar sade ama bir o kadar büyüleyici. Deri kokan sandaletçiler, balık ağları, sünger toplayan balıkçılar… bir kasaba masalı gibi.
Gece olduğunda ilk kalamarı orada tadıyoruz. “Bugün yakalandı” deniyor. İlk taverna deneyimim de o gece başlıyor.
Ve Bodrum, fark ettirmeden içime işliyor.
Yıllar geçiyor… tekrar tekrar gidiyorum. Ama 2022 yazında, artık başka bir Bodrum karşılıyor beni. Sanki sevdiğini başka bir yüzle görmüşsün gibi… yabancı, uzak.
Tam da o dönem “Şakir Paşa Ailesi” dizisi başlıyor. Bir yerden bir haber almış gibi yüreğim çarpıyor. Sonra dizi kaldırılıyor.
Yine yarım kalıyoruz.
.jpeg)
Derken… elimde kitap. Şirin Devrim’in anlattığı bir aile hikâyesi değil sadece bu; bir kültürün, bir sanat damarının, bir adanmışlığın hikâyesi.
Füreya’dan Şirin Devrim’e, Fahrünnisa Zeyd’den Cevat Şakir’e, Ayşe Berger’e uzanan bir çizgi… bir ailenin dünyaya açılan sanat mirası.
Okudukça anlıyorum… bazı hayatlar yalnızca yaşanmaz, bir coğrafyayı da değiştirir.
Ve bu duygu içinde gözlerim kapanıyor.
Yeni bir gün başlıyor.
19 Nisan.
Ve bu hikâyenin en eski tanığı… babam.
Onun maceracı ruhu olmasaydı, Bodrum o ilk haliyle kalbime kazınmasaydı, bu sabah bu kitap bu kadar ağır gelmeseydi… bu yazı da olmayacaktı.
Bazen acılar bir doğum gibidir. Sancı verir, yakar, değiştirir… ama sonunda bambaşka bir şey doğurur.
Babamın ardından büyüdüm ben. Çünkü insanın babası hayattaysa, yaşı kaç olursa olsun çocuk kalır.
Cevat Şakir de babasından sonra büyüyenlerdendi.
Rahmetle anıyorum.
Okumayanlara şiddetle tavsiye ederim.
Güneşli günlere…
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|