NAZAN BOZAN
  Güncelleme: 30-09-2026 10:55:00   30-09-2026 10:36:00

Gemlik Günlüğü 2 - Dar Hane Çorbası Efsanesi

Bu sabah yine Gemlik te başladı gün.

Canım Özlem, bu yağmurlu havada, insanı yatakta kalmaya ikna eden sabahta, erkenden uyanıyor yine.

Günlük rutin bakım kısmından sonra kahvaltı ediyoruz.

İlaçlarımı alıyorum.

Öğle saatlerinde ancak bitiyor gündelik işler.

İlaç saatim geldiğinde ‘Ne hazırlayayım’ diye soruyor Özlem.

‘Çorba’ diyorum, soğuk günlerin sıcak içeceğidir çorba benim için.

Hastaneden bu yana kızımdan da her akşam çorba istedim.

Şimdilerde Sadike ve Özlem hazırlıyor. 

Dün akşam kereviz çorbası yaptı sevgili Özlem.

Bol vitaminli zerdeçal, kereviz, mercimek, soğan ve sarımsak ile. Lezzeti tartışılmaz.... Bugün ise tarhana ile devam etti gün. Oldum olası severim bu lezzeti.

Biraz tarhananın hikayesi ile devam edeceğim şimdi.

Anadolu mutfağının en köklü ve şifalı lezzetlerinden biri olan tarhana çorbasının hikayesi, halk arasında dilden dile aktarılan ve çorbanın adının kökenini açıklayan çok samimi bir efsaneye dayanır.

Hikayelerin büyük bir kısmında başrolü Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim üstlenir. Rivayete göre olay şu şekilde gelişir:

Dar Hane Çorbası Efsanesi

Soğuk bir kış günü ya da bir Ramazan ayının iftar vaktinde, Yavuz Sultan Selim ve veziri halkın durumunu yakından görmek için tebdil-i kıyafet (kılık değiştirerek) Edirne sokaklarında gezintiye çıkarlar.

Hava oldukça soğuktur ve vakit ilerledikçe padişah ile veziri iyice üşürler.

Yoksul ve mütevazı bir mahalleden geçerlerken, gözlerine kestirdikleri fakir bir evin kapısını çalarlar ve misafir olmak istediklerini söylerler.

Evin yaşlı sahipleri, karşılarındakilerin padişah ve veziri olduğunu bilmeden, bu iki "Tanrı misafirini" büyük bir sıcaklıkla içeri buyur ederler.

Akşam yemeği ya da iftar vaktidir fakat evin durumundan ötürü mutfakta ikram edecek pek bir şey yoktur. Evin hanımı, misafirlerine mahcup olmamak adına hemen elindeki kıt malzemeleri (kurutulmuş yoğurt, buğday unu ve sebzeleri) karıştırarak sıcacık, lezzetli bir çorba pişirir ve önlerine koyar.

Çorbayı içtikçe içleri ısınan ve lezzetine hayran kalan Yavuz Sultan Selim, ev sahibesine dönerek:

— "Hatun, bu çorbanın adı nedir? Pek lezzetliymiş," der.

Evin hanımı ise yoksulluklarından ötürü biraz da utanarak mahcup bir sesle cevap verir:

— "Sultanım, kusura bakmayın. Bizim gibi dar bir hanede ancak bu kadar olur. Bu, dar hane çorbasıdır," der.

Padişah, ailenin bu gönül zenginliğinden ve samimiyetinden çok etkilenir ve o mahalledeki yoksullara büyük yardımlar yapılmasını emreder.

O günden sonra bu mütevazı ikram, kulaktan kulağa "darhane çorbası" olarak yayılır. Zaman içerisinde halk dilinde dönerek bugün severek tükettiğimiz "tarhana çorbası" halini alır

Halk arasındaki bu dokunaklı efsanenin yanı sıra, dil bilimciler ve tarihçiler "tarhana" kelimesinin kökeninin Farsça "terhâne" (ıslak/yoğurtlu ekmek ya da yoğurtlu çorba) kelimesine dayandığını da belirtmektedir.

Bendeniz bu geleneksel çorba sonrası bu yağmurlu günü yazarak bitirmeye çalışıyorum.

 Sağlık dolu günler dilerim

  Bu yazı 210 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI