NAZAN BOZAN
Onları İznik'te Ayasofya Camii'nin önünde karşılıyorum. İznik'lilerin şaşkın bakışları arasında üzerinde "Yağız'ın "Bir iyilik hareketi" yazan bu karavana biniyorum.
Bu benim Yağız ile ilk karşılaşmam.
Annesi dünyanın en azimli ve özverili kadınlarından Esin Tutgun arkadaşım olsa da Yağız'ı sadece ismen tanıyorum.
Şimdi iki günlük bir Bursa yolculuğunda birlikte olacağız. Önce Çakırca'ya doğru hareket ediyoruz.
Orada Yağız gibi bir Celebral Palsi hastası çocuğumuzu ziyaret edeceğiz.
Çakıl taşları ile dolu köy yolunda ilerlerken Yağız ile sohbet ediyoruz.
Yağız doğumda beynine yeterli oksijen gitmediği için vücudundaki kasların hareketlerini ve vücudun duruşunu etkileyen beyin hasarına uğruyor. 14 yıllık yaşamı boyunca tam 12 kez ameliyat oluyor.
O da annesi de direniyorlar daha iyi bir beden için.
İşte bu ameliyatların sonuncusunda tüm vücudu alçılar içinde uyumakta zorluk çektiği bir hastane odasında soğuk bir Kasım sabahında Yağız bir hayal kuruyor. "Keşke bir karavanımız olsa, ben Türkiye'yi gezebilsem, arkadaşlarım olsa, benim gibi çocukları tanıyabilsem" diyor.
O uykuya dalıyor bu tatlı hayalle, annesi gerçeklere....
Tekerlekli sandalyeye bağlı yaşayan bu çocukların sosyalleşmesi çok önemli diye düşünüyor, toplum içine girdiğinde diğer çocuklar onlara uzak kalmamalı, konuşabilmeli, oynayabilmeli, gezebilmeli diye düşünüyor. Ve sosyal medya üzerinden o geceki bu konuşmayı paylaşıyor.
Sevgili medya danışmanım Yaşar Şenyüz bu yazıyı okuyor, onların yolu böyle kesişiyor. Yaşar Şenyüz bana bu konuyu açınca" bende varım" diyorum. Şubat ayında İstanbul'a gidiyorum.
.jpeg)
Esin Hanım ve Yaşar Bey ile buluşuyorum.
Planlar, projeler derken kendimizi birden bir çok aktivitenin içinde buluyoruz. Ama Yağız bunların dışında hiçbirinde karşılaşmıyoruz.
Ardından sıcak bir Temmuz akşamı Yaşar Bey ve Esin Hanım beni arıyorlar. Çok sıcak geçen konuşmanın ardından yolculuğun İznik ve Bursa etaplarında yanlarında olacağımı ve her türlü medya desteği vereceğimi belirtiyorum.
İşte bugün o gün.. Yağız dünya tatlısı bir çocuk.
Yol boyunca araçta oturabilmek için, dik durabilmek için sürekli destek almak zorunda kalsa da inanılmaz gayretli. Hiç mızmızlanmıyor.
Çakırca'ya tanışacağımız aileye ait evin önüne geliyoruz.
Güzel yurdum insanı, sevecen halkım. Bizi kapıda karşılıyorlar. Yağız'ı karavandan indirip tekerlekli sandalyeye bindiriyoruz. Ne kolay okudunuz değil mi sözcükleri????......
Ama biz aynı kolaylıkla yaşayamıyoruz o anları.
O zaman anlıyorum ki annelik de kademe kademe.
Her geçen gün büyüyen, gelişen bir çocuğu kucaklamak, kaldırmak, oturtmak, düşmesini engellemek oldukça zor.
Bunu 14 yıl 365 gün ve her saat yaptığınızı düşünün. İçim coşuyor ağlamamak için dudaklarımı ısırıyorum.
Eve giriyoruz Allah'tan bahçesi olan bir köy evi.
Basamak çıkabilmek imkansız bu koşullarda diye düşünüyorum.
.jpeg)
Aile ile tanışıyoruz, onların da 7 yaşında Yağız ile aynı hastalığı taşıyan bir oğulları var. Sürekli kucakta taşınıyor, konuşamıyor, yürüyemiyor, kasları gelişmediği için hiç bir nesneyi tutamıyor, kavrayamıyor.
Bu iki kadının iki annenin birbirlerine her duyguyu gözleri ile anlaştığı iletişimine bakıyorum. Boğazıma bir yumru oturuyor, hiç konuşmadan onları izliyorum. Öğreniyorum ki bir ortak sosyal medya grubu sayesinde tanışıyorlar, bu ilk kez bir araya gelişleri.
Yağız'ın soğuk bir Kasım sabahındaki hayalinin bir parçası.
Masaya çaylar geliyor, kuruyan boğazım, tutulan nefesim, kanayan yanlarım için merhem oluyor bu çay.
O sırada elinde bir yaş pasta ve üzerindeki mumlar ile ev sahibi anne gülümsüyor. Üç gün önce doğum günü olan Yağız'a bir sürpriz oluyor.
Bir kez daha anlıyorum ki doğru kullanıldığında sosyal medya mucizeler yaratıyor. Yağız kocaman bir gülümseme ile pastasını üflüyor. Ardından annesi her bir lokmasını ağzına besliyor.
Yemeğini yedirdiğiniz, suyunu içirdiğiniz bir çocuk..
14 yıl 365 gün ve her saat. Annelik mi???....
Kimi kadınlar daha fazla anne buna inanın. Güzel ve sıcak sohbet dolu dakikalardan sonra Yağız getirdiği hediyeyi hiç tanımadığı bu minik arkadaşına veriyor. Bakışlarından mutlu olduğunu anladığımız diğer çocuk annesinin açtığı pakete bakarken mahçup gülümsüyor.
Mutlu muyum, hüzünlü müyüm inanın bilmiyorum ya da her ikisi bir arada nasıl oluyorsa öyleyim işte..
Dönüş yolunda Yağız ile sohbetimiz koyulaşıyor. Diğer çocuğun aksine Yağız annesinin çabaları ile konuşabiliyor, üstelik de kendini çok iyi ifade edebiliyor. Sımsıkı sarılıyorum ona.Ah Yağız bu sarılma ne çok duygu ifade ediyor benim için..
Bursa'da yeme içme sponsorluğumuzu yapan mekana gidiyoruz.
Ne de olsa biz İskender kebabı ile ünlü bir şehiriz.
(1).jpeg)
Sevgili arkadaşım Şahin Sevinç mekanının kapılarını hiç tereddütsüz açıyor bizim için.
Yağız yine annesinin beslemesi ile yiyor yemeğini, ardından bir rahatsızlık duyuyor. Öğreniyorum ki bu devasa mekanı aydınlatan ışıklar onun rahatsız ve huzursuz olması için yeterli.
Ses ve ışığa karşı inanılmaz bir duyarlılıkları var bu çocukların, bize sıradan gelen her durum onlar için ürkütücü olabiliyor.
Bir süre daha oturup konaklamayı sağlayan arkadaşımın mekanına geçiyoruz. Artık zaman gece yarısını geçmiş bir saatte ama otelin sahibi ve işletmecisi Ahmet ve Nurten Aydın çifti bizi büyük bir güler yüz ile karşılıyorlar. Daracık Tophane sokaklarındaki bu butik oteli benim için özel kılan en önemli ayrıntı bu çiftin taşıdıkları KALP oluyor.
Yağız ve annesi için otelin giriş katında hazırlanan odaya yerleşiyor Esin hanım ve Yağız.
‘Biraz müsaade bana’ diyor gülümseyen yüzü ile Esin Hanım.
O zaman öğreniyorum ki Yağız'ın bezi değişecek, tuvalet ihtiyacını bu şekilde karşılayacak. Ardından ilaçları içirilecek, pijamaları giydirilecek, yatırılacak, uyutulacak. 14 yıl 365 gün ve her saat...
Biz o sırada Yaşar Bey ile otelin bahçesinde birbirinden güzel ikramlar hazırlayan Nurten Hanım ve Ahmet Bey'in yanına geçiyoruz.
Burası Bursa'nın Hisar Mahallesi’nde Zeki Müren'in "Koklamaya kıyamam benim güzel Manolya'm" şarkısını yazdığı ev. Bahçede halâ o güzelim Manolya ağacı selamlıyor konukları, fonda Zeki Müren'in eşsiz şarkıları.
"Hemen yatacağız, yarın yoğun bir tempo bizi bekliyor" diye indiğimiz karavandan buradaki sıcak sohbet, keyifli paylaşımlar, anılar yüzünden ancak 04.30 da eve gidebiliyorum ben onları otelde bırakıp.
Sabah kahvaltısı için bir Bursa klasiği Abdal Fırınından simit ve tahinli pide alıp getirmek niyetim. Gece o saatte hiç bir taksi durağı ve taksiciye güvenemiyor sevgili Ahmet ve Nurten Aydın beni eve bırakıyorlar sabah 09.30 da otelde kahvaltı için sözleşerek.
.jpeg)
Ben erken çıkarım diyorum simit ve tahinli pide için...
Sabah 05.00 de yataktayım ama uyumak ne mümkün, yaşamadan tanık olmadan anlaşılmıyor bazı durumlar.
Huzursuz huzursuz yatakta dönüyorum.
08.45’te çalıyor telefonumun alarmı.
15 dakika sonra da sevgili Ahmet Aydın arıyor "Ben çıktım Abdal Fırınına gidiyorum sen otele geç" diye..
Rabbim ne güzel insanlar yaratıyorsun ve ne şanslı insanlar.
Benim için ne büyük bir mutluluk ve şans bu insanların benim arkadaşlarım oluşları. Şükür sebebim çok bu sabah..
Hızla bindiğim taksiden hızla iniyorum. Otele girdiğimde masa çoktan hazırlanmış Yağız'in uyanmasını bekliyoruz.
Az sonra kapıdan yine o şahane gülümsemesi ile Yağız geliyor.
Uzun zamandır ettiğim en keyifli kahvaltılardan birinde buluyorum kendimi. Ardından bir doğum günü sürprizi daha....
Sevgili Nurten Aydın her zaman ki zarifliği ile Yağız'a bir pasta kestiriyor, konfetiler havalarla uçuşuyor, fonda çalan "Doğum günün kutlu olsun Yağız" şarkısı eşliğinde kahvelerimizi yudumluyoruz.
Yağız'a söz vermiştim, onunla birlikte bir TV programı yapacağım.
B TV desteğini esirgemiyor, kameraman arkadaşım hemen bahçeyi stüdyo havasına çeviriyor. Yarım saatlik bir program yapıyoruz Yağız'la. Nasıl bir yolculuktu, neler hissetti bir bir anlatıyor ona uzattığım mikrofona....
O mikrofon bana uzatsaydın Yağız çok şey söylemek isterdim. Öncelikle çok ama çok özür dilerdim sizleri göremeden yaşadığımız için. Sonra döner kendi kızımın nezdinde tüm çocuklardan özür dilerdim annelik yaptığımızı zannettiğimiz, zaman zaman tahammülsüz davrandığımız için.
Tüm belediyeler adına özür dilerdim sizler için uygun şartlarda hizmet vermediğimiz için. Yaradan'dan özür dilerdim şükretmeyi unuttuğumuz için..
Senden özür dilerdim azim ve umut duygusunu seni tanıyana kadar tam anlamadığım için..
Ardından kocaman bir teşekkür etmek isterdim sana..
14 yıl 365 gün ve her saatte öğrendiklerini kocaman bir gülümseme ile bana öğrettiğin için!
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|