NAZAN BOZAN
Yaz sezonunu Bodrum'da açmış bir kadın olarak yoğun iş temposunda vedayı da İzmir Sığacık'ta yapmaya karar verdim bu yıl.
Geçen hafta Bursa'nın artık Londra'yı aratmayan gökyüzünden kaçıp, kendimi İzmir'in bol güneşli günlerine attım.
Amacım bir kaç günlük Sığacık -Teos kaçamağına bir de Yunan Adalarından birini eklemekti.
Bir gece vakti arkadaşlarla keyifli bir sohbette, bir çilingir sofrası rehavetinde, birden tur programlarına göz atıyorum.
Bir sonraki gün annemin ölüm yıldönümü.
Sabah erkenden kalkıp bir pastane bulup, sipariş vermeliyim.
Her yıl geleneksel hale getirdiğim anne ve babamın ardından yaptırdığım lokma döktürme adeti bu yıl İzmir'de olduğum için pastane ürünleri ile yer değiştiriyor.
Pastaneden geldiğim gibi ülkemin geleneksel değerlerimize alışık güzel insanları ile paylaşıyorum. Bildik, tanıdık duygularla kabul ediyorlar.
Ardından koştura koştura odama çekiliyorum, Sığacak'tan son kalkacak Sisam adası turunda yer ayırmaya.
Kadınların azmini severim en çok da kendiminkini.
Bir konuyu, olayı, kişiyi aklıma takmışsam "ya olacak ya olacak" der beynim.
Bu kez de öyle oluyor, hemen bir bilet alıyorum sabah kalkacak gemi için. "Erken yatmalıyım" diyorum kendi kendime, zaten yoğun - yorucu bir gün geçirdim, üstelik bu benim yurtdışına ilk tek başına çıkışım olacak. Heyecanlı mıyım, hem de çok.
Sabah karga mamasını yemeden cheek- in işlemleri için 06.00 da Teos marinada olmalıyım.
Ben pek öyle sabahların kadını değilimdir, bayılırım erken kalkıp gün ışımadan işe koyulanlara.
Gelgelelim ben yapamam. Geceleri ya geç saatlere kadar toplantım vardır ya da yazarım.
Gün benim için 09.30 dan önce başlamaz bu nedenle.
Bu kez 06.00 da limanda olmak için 04.30 da kalkmak zorundayım. Küçük bir sırt çantası hazırlıyorum kendime, olmazsa olmazım telefonlarım, şarj cihazım, power banklarımi çantaya atıyorum, pasaportumu ve vizemi milyon kez kontrol ediyorum.
Telefonun alarmı çalmadan ayaktayım.
Yazlık mekanları, sıcak iklimleri hep sevmişimdir. Kendimi daha enerjik hissederim, daha pozitif.
Hele ki giyim rahatlığı beni mutlu kılar.
Altıma bir şort geçiriyorum, üstüme bir penye bluz, parmak arası sandaletlerimle on dakikada hazırım.
Limana geldiğimde oldukça kalabalık bir yolcu grubuyla karşılaşıyorum. Sanırım tek başına yolculuk yapan bir ben varım.
Allah'tan çok kolay iletişim kuran bir yanım var yoksa 220 kişilik bir yalnızlık yaşarım.
İki katlı bir gezi gemisi bizi karşı kıyıya geçirerek olan. Hemen alt katta çay ve tost kokusunun geldiği alana yöneliyor masalardan birine oturuyorum siparişimi verip. Dünyalar güzeli 70'li yaşlarda bir karı koca geliyor yanıma. Nazikçe "oturabilir miyiz"diye soruyorlar.
O kadar tatlılar ki.. "Aaaa tabii ki, buyurun lütfen" diye yanıtlıyorum. Tanışıyoruz. Bey efendi subay emeklisi, eşi Meral Hanım da emekli öğretmen.
O andan sonra birlikte yolculuk ediyoruz.
Meral Hanım da benim gibi kahve - sigara ikilisiyle yaşayanlardan.
Kâh güverteye çıkıyoruz, kâh içeride yolculuk yapıyoruz. Bir ara şiddetli rüzgar gemiyi sallasa da keyifli geçiyor yolculuğumuz.
İyi güzel giderken herşey geminin tamamının bir tür şirketinden panoramik ada turu aldığını öğreniyorum. Ben ise yalnızca gemi bileti. "Eee ne olacak şimdi"derken Erhan Bey atılıyor "Bizim tür operatörümuz burada, ondan rica edelim seni de bizim tura alsın "Sevinçle, mutluluk arası bir duyguda gidip geliyorum. Yalnızca bizim ülkemizde bulunan bir yardımseverlik, sahip çıkma ruhu bu.
Erhan Bey hemen tür operatörünu buluyor, konuyu hallediyor. Ücretimi ödeyip tura katılıyorum.
Seviyorum ülkemi
Seviyorum insanlarını...
Sisam Adasına indiğimizde biz gelmeden bastıran sağanak yağış yeni durmuş ıslak bir ada sabahına adım atmış buluyoruz kendimizi.
Şehir turumuz başlıyor o an itibariyle. Sıcak havaların kadınıyım ben içimden "ne işim vardı bu yağmurda , çamurda diye bir düşünce geçse de devam ediyorum yola. Allah'tan çok geçmeden ilk mola yerimize geçiyoruz, güneşte hoşgeldiniz dercesine ortaya çıkıyor. Bir mutluluk ki bende ki, ömre bedel.
Ada önceleri zeytin, bal ve sakız yetiştiriciliği ile ünlüyken sonraları yerini yalnızca zeytin ve bal üreticiliğine bırakmış. İlk durak yöresel ürünler satan bir şarap evi, bal tadım hanesi. Dağ başındaki bu minik dükkan Uzo'su, ballı şarabı, zeytinyağı ve kekikli - ballı kremi ile turistlerin gözdesi.
Ehh bizim de ekonomiye katkımız olacak tabi ki, bolca Yunan rakısı (Uzo) güzellik kremi alıp çıkıyorum.
İlginçtir ada halkı Türkler'e karşı inanılmaz nazik ve saygılı. Gerçi yıllar önce Yunanistan ziyaretimde de çok iyi iletişimler kurmuştum ama geçen yıllar siyasilerin aksine ada halkı üzerinde olumlu gelişmeler yaşatmış. Kim bilir değişen dünya, ekonomik kaygılar insanları daha farklı yapıyor olabilir mi??
İkinci durağımız ünlü filozof Pisagor'un doğduğu şehir ve çini atölyeleri. Her yer Pisagor'un ünlü adalet kupası ile dolu. Ülkemizde olsa almayacağımız bir sürü objeyi alıyoruz yine. Maksat ekonomi can bulsun :)
Tabii ki bu kadar yol, bunca şarap tadımı, Uzo ikramı derken hepimizin inanılmaz tuvalet ihtiyacı var, otobüsünde 10 dakikalık ihtiyaç molası. İyi de tek bir tuvalet var 53 kişilik bir yolcu grubu. Ne kadar çabalasak da başka bir WC açmıyorlar.
Suyun iki yakasının insanları aynı miyiz???
Asla...
İşte orada, o noktada dilinizden dökülüyor "Bir başkadır benim memleketim" nağmeleri...
Bizi para kazandırdığımız kadar seviyorlar, saygı bize değil kazanca...
Samos.... Adanın en önemli şehri.
Kahve molasını bu şehirde veriyoruz, ünlü kaymaklı böreği tatmak için minicik dükkanın önünde uzanan sıraya bizde giriyoruz.
Şehre gelen tüm tur otobüsleri bu 12 metre karelik dükkana çalışıyor adeta.
Bir dilim kaymaklı börek 4 Euro. Yaklaşık 80 TL. Ama ne yazık ki kalmamış.
Adamların işlerine saygısına hayran kalıyorum.
Ne dükkanı büyütmek gibi kaygıları var ne tezgaha daha fazla börek yığmak. Tadında ve kıvamında ürettikleri ürünleri tezgahlarında sunmak.
Alkışı hak ediyorlar gerçekten.
Şehir turumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bizim köy bakkallarını aratmayacak nitelikteki marketlerine girip hiç görmemiş gibi çikolata,Uzo, sigara, kahve, magnet alıp taşıyamayacak hale gelince soluklanıyorum.
Ne yapayım sigara ve kahve benim vazgeçilmezim . Çikolatalar ise canım torunuma.
Uzun zamandır ilk yurtdışı çıkışım bu benim.
Bakmayın herşeyi ti'ye aldığıma! Ülke olarak gerçekten çok uçmuşuz. Bunu çıktığınızda yüzünüze çarpıyor hayat.
Ülkeyi bu hale getirenlerin kulaklarını çınlatıyorum içimden. Çünkü gerçekten paramız uçuyor!
O kadar uçuyor, uçuşuyor ki yok gibi..
Bir paket 96 Gr lık kahveye 150 TL, torunuma aldığım 5 parça çikolataya 1340 TL ödeyince ben de uçuyorum. Bu kadar uçmak, mutluluk yeter diyor ve yemeğimizi yemek için Kokori'ye geçiyoruz.
Burası gerçekten muhteşem bir deniz kasabası. Bildiğiniz akvaryum deniz.
Su içilecek kadar berrak, şaşılası güzel.
Böyle bir denizi bir de Mısır'da Kızıldeniz'de görmüştüm. İnanamamıştım.
Doğaya, çevreye verdikleri önem ve özen inanılmaz. Bilinçli toplumlar,bilinçli nesiller yetiştirmek yetiştirmek zor olmamalı. Onlar başarıyorsa, bizim gözlerimiz neden bunca kapalı.??
Kokori'ye gelmeden rezervasyon yaptırıyor rehberimiz. Gittiğimiz gibi siparişlerimizi veriyoruz. Tam tamına 53 kişilik grubumuz haricinde 2-3 masa daha var.
Burası bir balık lokantası. Balığı her yerde yersiniz kalamar ve karides çok iyi diyen rehberimizi dinleyip masalara 2,5 saat sonra teşrif eden kalamar ve Jumbo karideslere bakıp assolist gelmiş kıvamında bir yemek yiyoruz. Bizim paramızla eşek yüküyle hesap ödediğimizi söylememe gerek yok sanırım.
Üstelik kalamar yapmayı beceremiyorlar söyleyeyim. Ama yolunuz düşerse karidesini tatmadan gelmeyin.
Bir de denizin dibindeki masalardan birini seçin ki masanızdan gün batımını, akvaryum kıvamındaki denizin ılık suyunun ayaklarınızda bıraktığı ferahlatıcı etkiyi yaşayın. Avrupa bizi kıskanır mi, bilemem.
Ama ben gerçekten bu güzellikleri korumalarını, insana saygılarını, değerlerine sahip çıkmalarını kıskandım.
Bir sabah gün doğmadan çıktığım Teos limanına bir gece vakti iniyorum.
Marina dışında bekleyen arkadaşlarımla kucaklaşarak.
Teos'un limanda en güzel yeni nesil meyhanelerinden birinde yer ayırtmış arkadaşlarım.
Masamıza geçiyoruz, Ege'nin muhteşem mezeleriyle dolu menüden seçiyoruz onlarca lezzeti.
Fonda Natasa Thedoridos "Me'les agopi"yi söylüyor.
"Aramızda bir mavi büyü
Bir sıcak deniz
Kıyılarında birbirinden güzel iki milletiz " diyen Bülent Ecevit'i saygı ve rahmetle anıyoruz.
Havasına,suyuna
Taşına, toprağına
Bin can feda benim yurduma diye bitiriyorum yazımı bendeniz.
15 gün sonra Sakız Adası'nda görüşmek üzere..
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|