NAZAN BOZAN
"Kesinlikle Ortaçağ'da yaşamış olmalıyım" diye düşünüyorum o büyülü sokaklardan geçip otelime giderken.
Adım attığım her noktasında Ortaçağ şövalyelerinin ayak seslerini duyuyorum adeta.
Bir metreyi geçmeyen sokak genişliğinde yerde her adımda hayranlıkla seyrettiğim yumurta şeklindeki taşlar, apliklerle aydınlatılan ara sokaklar, tatlı bir sonbahar havası, tezgahı başındaki esnafların "kalınycha ( iyi geceler)" dilekleri içime farklı bir huzur veriyor. Daracık sokaktan otelime ulaşıyorum.
Uzun zamandır ülkemde gece tek başına sokakta olmanın tedirginliğinden eser yok bu adada.
Otele geçip odama çekiliyorum.
Açtığım pencerenin ay ışığı yansımış çanı görünüyor. Gülümsüyorum aynadaki Nazan'a.
.jpg)
Seviyorum yeni yerler, yeni kültürler yolculukları.
Geçen hafta yaz tatilinin sonunu Rodos' ta gerçekleştirdim.
Kıyıya yanaşan feribottan indiğim gibi kumsal boyunca uzanan surlar karşıladı beni.
Her gittiğim yerde güzellikler çarpar ilk gözüme.
Bu kez de öyle oldu.
Check-in işlemlerim bittiği gibi şehrin giriş kapılarından birinden geçiş yapmak için yürüyorum.
Daha ilk adımlarımda yakalıyor beni Rodos.
.jpg)
Bir yanım plaj arada cadde diğer yanda tarihi surlar. Cadde ortasında yürüyemeyeceğimize göre plajla cadde arasına sahil boyunca yapılmış özel ahşap platformda ilerliyorum.
Yaklaşık iki yüz metrelik bir yürüyüşten sonra "Old Town" olarak geçen; yerleşimi 1400’lu yıllarda İtalyan, İspanyol ve Alman şövalyelerinin yerleşkesi olan bu ada ilk anda karşıma hiç bozulmadan günümüze dek gelen binaları, çeşmeleri, sokakları ile selamlıyor beni.
Kale kapısından adımımı ilk attığımda ise Church of the Virgin of the Burgh kilisesi oluyor .
Zamanında Rodos şövalyelerinin kullandığı bu kilise Osmanlı'nın Rodos' u feth etmesiyle birlikte cami olarak kullanılmış.
Şu anda ne yazık ki harap durumda olsa da halâ tüm azametiyle göz kamaştırıyor.
.jpg)
Elli adım sonrası Ege'nin masmavi suları yirmi adım arkası gece için hazırlık yapan Yunan tavernası. Tavernanın girişindeki menü, fiyat bilgisi, her dilden ayrıntılı anlatımı, detaylardaki inceliği Yunanistan' in turizmde açık ara önde olmasının en güzel göstergesi.
Bir açık hava müzesi adeta Rodos.
Kiliseden sonra şehir meydanına doğru mü yürüyorum bilmiyorum. Hangi sokağa, hangi binaya nereye bakacağını şaşıran gözlerim, bunları kaydetmeye çalışan beynim adeta yarış içinde.
Tam bir görsel zenginlik bu ada.
Yol beni Hipokrat Meydanı olarak geçen alana getiriyor. Meydanın tam ortasındaki çeşme herkesin fotoğraf çektirmek için yarıştığı ancak sabah erken ya da akşam geç saatlerde yanaşabileceğiniz kadar kalabalık. Meydanın her yanında hediyelik eşya alabileceğiniz, bir şeyler yiyip içebileceğiniz dükkanlar, restoranlar ile dolu.
.jpg)
Tabii böylesi bir adada deniz ürünleri yememek olmaz deyip menüleri inceliyorum.
Türk lirasının Euro karşılığındaki mahcubiyetini saymazsak bu ada aslında turizm açısından çok ucuz. Hele etiketler hep Euro cinsinden olunca bir an beyniniz yanıyor ve "Aman Allah’ım bu gece bir tavernayı kapatabilirim" diyorsunuz, sonra 1 Euro'yu ortalama 20 TL ile çarpıp o güzelim hayal dünyasından ışık hızında gerçeğe dönüyorsunuz.
.jpg)
Hayalleri orada bırakıp Old Town'un en gözde noktasında olan otelime doğru çıkıyorum.
Gözüm halâ sokak taşlarında.
İnanın anlatılmaz yaşanır denilen yerdeyim.
Asfalt kavramı yok. Yazın çok sıcak olduğu için 14. Y.Y’dan beri aynı şekilde korunmuş.
Yaz aylarının o kavurucu sıcağında bu taşları ıslattığınız da toprak emiyor ve serinletiyormuş.
Güzelliklerle dolu çarşıdan geçip otelime ulaşıyorum.
Sokak dediğime bakmayın Ortaçağ film platosu sanki.
.jpg)
Hızla odama geçip, duş alıp çıkmak amacım.
Yaz başında gittiğim SAMOS'un aksine burası bir masal adası.
"Güneş, kum, deniz her yerde var" dediğinizi duyar gibiyim. Kesinlikle haklısınız.
Ama 21.Y.Y’da, 14. Y.Y’dan kalma ve bunu her santimetresinde yaşayan zamanda yolculuk yaptıran bir belde yok. İşte burayı muhteşem yapan bu özellik.
Tabii ki çok ama çok gezilecek yer koyuyorum ilk gün programıma.
İlk durağım otelimin 50 metre ilerisindeki Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi.
Bu kadar çok okuyan ve yazan bir kadından ilk gün denize girmeyi beklemiyorsunuz değil mi?
.jpg)
Müze olarak kullanılan bu yapı Rodos' un Dünya mirası eski kentinin en güzel yapılarından biri olan Süleymaniye Camii'nin karşısında sakin bir avludan girilen eski el yazması eserleri barındıran tarihi bir yapı. Üstelik ücretsiz. Yolunuz düşerse mutlaka gidin.
Tavan işçiliği, sergilenen eserlerin tüm ihtişamı ile sizi bekler.
Sokaklarda şaşkın şaşkın yürürken yeni şeyler keşfeden çocuğun mutluluğu ile gülümsüyorum.
Şimdi bir kahve molası.
Surların dışına çıkıp denize karşı kurulmuş kafelerden birine giriyorum.
.jpg)
Meşhur Türk kahvesi burada isim değiştirip Grek Coffee olarak gelse de tat aynı tat, his aynı tanıdık duygu.
Yel değirmenleri ile ünlü limana iniyorum Old Town'un dışına çıkıp.
Bir süre de burada yeni şehir de geziniyorum.
Akşam yemeği için tercihim tâbi ki Old Town sevdim bu bölgeyi. Ruhu var. Tipik bir Rum meyhanesi, menü bildik tanıdık. Dolmaki, Cacıki, piyazki..
Kalamar ve karides zaten baş köşede.
Bir de Ouzo olmazsa olmazımız.
İkinci gün gün doğarken çıkıyorum sokaklara.
Daracık sokaklar arasında adanın en gözde fırınında alıyorum soluğu. Hamur işleri ile ünlü bu fırın gezginlerin uğrak yeri. Sokağa atılmış minicik masalar çakıl taşları üzerinde dengede kalma uğraşı verse de, dolmuş bile. Hızla içeriye giriyorum, böreki, baklavaki, kadayıfki zaten bizden. "Bilmediğim var mı diyorum" Adları değişik olsa da hepsi bizim böreklerimizin , keklerimizin türevleri. Tek eksik çay kültürleri hiç yok. Zaten kahvaltı alışkanlıkları da bizim gibi değil.
Bir fincan kahve, mısır gevreği ya da Yulaf kepeği kahvaltı onlar için.
Kahvaltıdan sonra bir gün önce çarşı içinde gördüğüm adı MEVLANA olan bir Türk kahvehanesi ne düşürüyorum yolumu.
Osmanlı'nın Rodos'u ele geçirdiği zaman oluşan kahvehane kültürünün adada yaşayan tek uzantısı.
Ama ne yazık ki Arnavutlar tarafından işletiliyor.
Türkçe bilmiyorlar ama yinede ince belli çay bardağında çay geliyor. Kahvehanenin yer döşemesi milyonlarca çakıl taşından. Güzel mi güzel.

Bir anda kendinizi memlekette bir köy kahvesinde hissediyorsunuz. Nargile ve kilim minderler tanıdık. Keyifli bir çay yudumlayıp çıkıyorum.
Malum keşiflerin kadınıyım.
Öğleden sonrasını müze ziyaretlerine bırakıyorum. Şövalyeler caddesine geçiyorum.
O kadar güzel korunmuş bir sokak ki birazdan bir beyaz atlı prens sizi atına alıp sonsuzluğa götürecek hissine kapılıyorsunuz. Diyorum ya burası bir masal adası. Sokağın sonuna geldiğinizde Büyük Üstatlar Sarayına geliyorsunuz. 7. Y.Y’ın sonunda Bizanslılar tarafından yapılan Rodos şövalyeleri adayı ele geçirince Büyük Üstat için kullanılan bu şahane yapı tam bir görsel zenginlik.
Önce giriş katında dolaşılan saray ikinci katı göremediğiniz için yönlendirmelerle üst kata çıktığınızda ise hayranlık, şaşkınlık, kıskançlık arasında dolaşmanıza tanıklık ediyor .
Şövalye odaları, toplantı salonları, kostümler, bronz heykeller, görkemli mobilyalar, eşsiz güzellikteki mozaikler sizi bekliyor.
Bu kısım tam bir efsane.
Rodos'ta kombine bilet kavramı diye bir şey var ki ben bayıldım.
Büyük Üstat sarayı, Arkeoloji müzesi, sanat galerisi gibi farklı 5 mekanı (ki her biri ortalama 7 Euro civarında) 10 Euro verip gezebiliyorsunuz.
Üstelik tüm müzeler gece 22.00’ye kadar açık buna bayıldım resmen.
Sabah bizdeki gibi 08.00 akşam 17.00 kavramı yok. Aslında olması gereken de bu.
.jpg)
Ben bir kültür gezgini olarak hiç bir sabah kalktığımda "Aaa saat 08.00 olmuş müzeye gitmeliyim" demedim . Tatildeyken kimsenin de karga mamasını yemeden kültür krizine girdiğini görmedim.
Akşam saatlerinde ise müzeye koşturmak yetişme telaşıyla stres yapmak çok hoş gelmiyor.
Gece 22.00’ye kadar açık olması ziyaretçi sayısı üzerinde ciddi bir artış yaratıyor.
Rodos adası turizmi, kültürü, pazarlama şeklindeki incelikle bize çok şey öğretecek bir yer.
Toplam 4 gün süren Rodos gezim bana şahane anılar bıraktı unutulmaz lezzetler tattırdı, güzel paylaşımlar edindirdi.
Gezimin 4. ve son günü ise Rodos'un yaşayan tarihi ile tanıştım röportaj yaptım.
86 yaşındaki bu bıçkın delikanlı Rodos' ta Saklı Zamanlar kitabının yazarı Şahap Kaşlioglu.
Doğma büyüme buralı. Muazzam Türkçesi, engin tarih bilgisi, adanın son 87 yılına tanıklık eden gözleri ile yaşayan efsane.
Gidin, görün, dinleyin...
Geçmişe, hayata, an'lara anılara açın bu şövalyeler diyarında yüreğinizi.