NAZAN BOZAN
  Güncelleme: 16-01-2022 11:47:00   16-01-2022 11:40:00

Bir garip 'Martı'

Yaz mevsiminin o baş döndürücü akşamlarına hiç benzemeyen, soğuktan nefesimizi kesen bir Alaçatı gecesinde Arnavut taşlarıyla kaplı loş sokakta ilerliyoruz.

Benim bu mevsimde ilk gelişim Alaçatı'ya.

Bir yandan esen Poyraz etkisiyle ciğerlerimin bile buz tutacağını düşünürken bir yandan da karanlık sokaklarda yön duygum sıfırlanmış olarak ilerliyorum.

Allah'tan yanımda ki arkadaşım yön bulma konusunda benim gibi değil de üç dört dakikalık bir yürüyüşle mekana ulaşıyoruz.

Hafta içi olması nedeniyle mi bilinmez Alaçatı derin bir sessizliğe bürünmüş…

Kapıyı açıp içeri giriyoruz…

Daha adımımızı attığımız gibi dışarıda ki soğuğun aksine sımsıcak tebessümler ile karşılanıyoruz.

Mekan sahibi İpek Hanım arkadaşımı kapıda görünce çok samimi bir şekilde içeri buyur ediyor, hemen bir masa hazırlanıyor.

Kısacık süre sonra öğreniyorum ki müdavimi olduğu bir mekan ve güzel bir dostluk var arada.

Alaçatı'nın, daha doğrusu Ege'nin taş evlerine bayılırım ben.

Tanıyanlar bilir! En büyük hayalimdir bahçe ortasında bir taş evimin olması…

Gece sohbetlerinde, dost meclislerinde hazırlayacağım masalarda can dostları ağırlamak en büyük arzularımdan birisi...

Onun için önce mekan görselliği ile beni yakalıyor!

Mavi beyaz pötikareli masa örtüsünün olduğu masaya oturuyoruz.

Toplamda 30 m2’yi geçmeyen bir meyhane burası.

Kapının tam karşısında şöminede yanan odunun sıcaklığı, ortam, samimiyet, yakınlık kendimi kuş kadar özgür ve rahat hissetmemi sağlıyor.

Kim bilir ? Belki de onun için adı  'Martı’ bu güzel mekanın. İçeride topu topu 5 masa var!

Bu yüzden de yaz aylarında bir hafta önceden randevu almazsanız girebilmeniz mümkün değil.

Yoksa yalnızca dışarıdan izlemek zorunda kalırsınız bu güzelliği.

Biz yemeğimizi otelde yemiş ve otel ile arası yalnızca 10 dakikalık mesafe olan Alaçatı'nin girişine aracımızı park etmiş, kısa bir yürüyüş sonunda gelmiştik ve gelirken kimsenin olmadığı bir Alaçatı gecesinde ne kadar kalınabilir ki diye düşünmüştüm...

Ta ki "Buranın kalamarını hiç bir yerde yiyemezsin" diyen arkadaşımın sesiyle kendime gelene dek.

Beyaz peynir ve kavun her meyhane gibi olmazsa olmazımız.

70 yıllık bir aile işletmesi burası, çok samimi ve içten.

Bir evin salonuna girmiş konuklar gibiyiz…

Her masadan "Hoşgeldiniz" diye selamlanan.

Zaten bizden başka yabancı yok mekanda.

Arkadaşımın tanışıklığını saymazsak tek yabancı benim aslında.

İpek Hanım ikinci kuşak işletmecisi bu mekanın.

Buraya İzmir Karşıyaka' dan gelin gelmiş.

Kayınpederinin vefatından sonra da işin başına geçmiş.

Eşi her Türk erkeği gibi mekanda işinin başında görüntüsü verse de daha çok masa başı sohbetlerinde.

Dedim ya zaten herkes birbiriyle dost, arkadaş  bu masalarda. İpek Hanım ise işletmeci, arkadaş, abla kavramlarını öyle bir harmanlamış ki meyhane işletmeciliği gibi zor bir sektörde haklı bir yer yaratmış.

Alaçatı'nın ilk kadın işletmecisi o!

Oğlu Umut ile birlikte omuzlarına aldıkları esnaf kültürünü kutsal bir emanet gibi taşıyorlar.

Gecenin bir yarısı masalardan birinden bir genç adam salona doğru dönüyor ve klarnetine üflüyor.

İşte o an o küçük meyhane bir masal platformu gibi salona nota nota, ritim ritim mutluluk yayıyor büyüleyerek.

Umut ona eşlik ediyor darbukası ile…

Repertuar mı, o da ne??

Bilmedikleri yok ki ne isterseniz gönülden okuyorlar.

Şarkılara neden "parça" denildiğini orada anlıyorsunuz içinizde eksik kalanları tamamlıyorlar sizinle birlikte.

Bir iki kadehten sonra artık mekanın yabancısı değilim.

"Abla ne çalalım" diye soruyorlar.

Aman Allahım ne keyifliyim, nasıl mutlulukla sürüyor gece....

Ama İpek Hanım'ı tanımak istiyorum ben.

Güçlü kadınları hep sevmiş ve takdir etmişimdir.

Bahaneler ardına saklanmazlar onlar.

Ellerini taşın altına koyar ve cevher çıkarırlar oradan.

İşte yine böyle bir kadın var karşımda.

Sohbete başlıyoruz, o anlatıyor ben kısa notlar alıyorum. Kadın cinayetlerinin gündemden düşmediği ülkemde böyle bir mekan işletmenin zorluklarını soruyorum. Gülümsüyor...

"Ben masaya yumruğumu koyduğum vakit herşey durur" diyor.

Adı pamuk gibi yumuşak İpek olsa da o küçük bir dev kadın yaratmış buralarda.

Kalitesinden, saygı ve sevgisini esirgemeden, bozulmadan.. Bozulmasına da bir an bile fırsat vermeden...

Salondan gelen müzik sesiyle tekrar an'a dönüyorum.

Umut ve klarnetçi arkadaşı (Bu yazıyı okursa sonsuz özür diliyorum adını sormadığım ve yazıda adıyla bahsedemediğim için ama Bursa'dan en içten sevgilerimi gönderiyorum gece boyunca nota nota yüreğimizde bıraktığı güzellikler için) " Güneş topla benim için" diyorlar.

Sizler güneşi nasıl toplarsınız bilemem.

Bildiğim İpek Hanım gibi güçlü kadınlar oldukça güneş hep bizimle , yanı başımızda olacak, onlar erkek egemen toplumun masaya yumruğunu koyduğu anda olumsuzlukları yok eden gücü olacak, onlar gri bulutlu gökyüzünün aydınlatan ışığı olacak. Onlar oğluna verdiği isim gibi hep "Umut" olacak..

En önemlisi onlarlayken yüreğiniz hep "Martı" olacak..

Özgür ve huzur dolu!

  Bu yazı 4160 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI