NAZAN BOZAN
  24-04-2022 12:54:00

Bugün 23 Nisan Neşe doluyor (MU) insan…?

Sanırım 11-12 yaşlarındayım.

O yıl ilk kez 23 Nisan'ı, Dünya çocuklarını konuk ederek kutlayacağız güzel ülkemde.

Bizim çocukluk yıllarımızda TV programları günün her saati olmazdı. Uzaktan kumanda falan yok, öyle her aklınıza estiğinde izleyeceğiniz TV programı da yok!

Öyle çoklu kanal, uydu yayını da daha lugatlarımıza giren kelimeler değil.

Akşam 20.00- 24.00 arası İstiklal Marşı ile başlayan ve biten TV günleri.

Çok çok önemli bir konu olacak da gündüz yayın yapılsın.

Onun için Ankara'dan canlı yayınlanacak bu 23 Nisan kutlaması günlerdir yazılı basının gündeminde.

Ailecek tam saatinde ekran başındayız tüm Türkiye gibi.

Nefeslerimizi tutmuş, spikerin çocukların üzerindeki kostümlerin renginin canlılığını anlatan konuşmasını pür dikkat dinliyoruz. (Tabii ki TV de renkli değil)

Onurluyuz, gururluyuz! Ülke olarak ilk kez bir 23 Nisan’da Dünya Çocuklarını konuk etmekten, bayramı dünya çocukları ile birlikte kutlamaktan.

Malum Nisan ayı Bursa'da hep serin ve yağışlıdır.

Babam sobayı yakmış, annem üzerine demlediği çaydanlığı koymuş, çok sevdiğim portakallı kek eşliğinde servis yapmış  TV deki bayram coşkusunu izlerken, ben tatlı bir rehavet içinde hayallere dalmışken dışarıdan yağan yağmurun altında "Simitçiii" diye cılız bir çocuk sesi geliyor.

Durup tekrar dinliyorum. Yine aynı cılız ses yağan yağmurun altında" Simitçiii" diye satış yapmaya çalışıyor.

Cama koşuyorum… Aynı yaşlarda olduğumuzu düşündüğüm bir erkek çocuğu, kendisine "Bayram" olmayan yağmurlu bir Nisan öğle saatlerinde, belki harçlığını çıkarmak için, belki evin yükünü hafifletmek için, belki de hiç olamadığı çocukluğuna inat rızkını çıkarmak için, sokakta o yağmurun altında kendilerine armağan edilmiş günden habersiz yaşam savaşı veriyor.

Bu benim belki de zıtlıklar ile ilk yüzleşmem oluyor, hafızamın bir yerine zımbalanıyor.

Bayram denilince, hele ki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı denilince aklıma ilk gelen hatıra olarak kalıyor.

Ardından yıllar geçiyor, yeni evliyim.

Henüz dünyalar güzeli kızım doğmamış, demek ki evliliğimin ilk yılındayım. Evde TV izliyoruz. "Uçurtmayı Vurmasınlar" filmi var o gece.

Nur Sürer bir siyasi suçluyu canlandırıyor.

Kaldığı koğuşta bir kadın mahkumun da 4-5 yaşlarında bir oğlu var annesiyle birlikte hüküm çeken. Çocuk olduğundan bihaber.

Bir gün cezaevinin bahçesinde hava almak için çıktıkları o kısacık zamanda gökyüzüne bakarken bir uçurtma görüyor.

Nur Sürer'e (filmde ki adı İnci) heyecanla "İnci o nedir" diye soruyor. Uçurtma olduğunu öğreniyor bu nazlı nazlı süzülen çıtalara tutturulmuş kağıt parçasının.

Herkesin çocuk olamadığını o film bir kez daha öğretiyor bana...

Kocaman kocaman yıllar sonra ben kocaman kadın olunca bulunduğu STK da başkanlık yapınca, hizmet tercihimi hep kadın ve çocuklardan yana kullanıyorum.

Üç yıl önce yine bir Nisan sabahı savcılıktan aldığım izinle cezaevindeki çocukları ziyaret ediyorum.

Amacım kısacık da olsa sohbet etmek, yaklaşmakta olan Ramazan Bayramı için yeni kıyafetler götürmek, gönül almak, isteklerini belirlemek....

Kulüp üyem, değerli büyüğüm İlknur Kutucu ile birlikte giriyoruz cezaevine.

Ardımızdan onlarca kapı açılıp, üzerimize onlarca kapı kilitleniyor. Nasıl berbat bir duygu tahmin bile edemezsiniz.

Gerginliğim had safhada.

Burada tutuklu olmak da, görevli olmak da çok zor inanın.

İnsanın psikolojisi yerle bir falan demeyeceğim çünkü anlatabilecek kelime yok.

Cezaevi müdürü, gardiyanlar hep birlikte bitmek bilmez koridorlarda yürüyoruz, soluk duvarlar, cılız tavan ışıkları hepten çökertiyor enerjinizi. Koğuşların kapısına geliyoruz, kapı açılıyor içeride yaşları 14-17 arası çocuklar, dışarıdaki güneşe karşı ruhumuzu donduran bir soğukluk..

Kısacık bir sohbete başlıyoruz, onlar anlatıyor neden orada olduklarını, ben bayılmak üzereyim, koğuşun dışına kaçıyorum.   "Ağlıyor muyum". Yok canım o kelime çok kibar kaçıyor, ben resmen böğürüyorum.

Çocukların yaşadıklarından utanıyorum, şikayet ettiğimiz hayatlardan, sebepsiz mutsuzluklarımızdan, umursamazlıklarımızdan, duyarsızlıklarımızdan..

Ne kadar o karanlık koridorda ağladım bilmiyorum cezaevi müdürü yanıma geliyor. "Kesebilirsiniz Nazan Hanım, siz istediğiniz için bu görüşme yapılıyor" diyor… "İyi misiniz" diye ekliyor. "İyi miyim" Hiç sanmıyorum ama yine de "İyiyim, iyiyim merak etmeyin" gibi bir şey zırvalıyorum.

Tekrar koğuşa giriyoruz cezaevi müdürü ile.

Ama bu sefer ne ağzımı açıp konuşacak gücüm var, ne de isteğim.

5 koğuşta toplam 37 çocuğu ziyaret edip çıkıyoruz.

O günden sonra nerede bir "Bayram" kelimesi geçse altı boş bu kelime çocuklar içimi sızlatır. 

Bayramın en çok çocuklara yakıştığını düşünürüm bir de çocuk olamayanlara...                    

Bugün 23 Nisan

 (   Sahi.. )

Neşe doluyor mu insan…

  Bu yazı 4269 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
HABER ARŞİVİ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI