NAZAN BOZAN
  18-04-2024 00:01:00

CİĞEROLOG

Uzun ve yüksek tempolu bir belediye başkanı adaylığı yaşamış, gerginlik dolu seçim sürecinden geçmiş bir kadın olarak 15 gün önce Bursa'ya dönmüş, ruhumu, bedenimi, beynimi dinlendirmek isterken sevgili Önder'in "Nazan dinlenmedin mi halâ" sorusunu yanıtlayamadan "Cuma akşamı hepimiz bendeyiz, programını ona göre yap" sözünün ardından "Peki  Önder" deyip telefonu kapatmıştım.

Dinlenebildim mi ben???

Geldiğim gün ayağımın tozuyla bir sergi açılışındaydım.

Eve geldiğimde ise derin bir uykudan uyandığımı ertesi sabah gözlerimi açtığımda fark ettim.

Valizlerim bile kapı eşiğinde boşaltılmak üzere bekliyordu. Valizimi hemen boşaltmak istemeyişimdendi belki de.

Ne de olsa iki ayın yaşanmışlıkları vardı, deneyimleri, telaşları, heyecanları...

Bir çok kadına nasip olmayacak bir deneyimdi.

Hayatımın en koşuşturmacalı, heyecanlı, aksiyonu bol, sınır tanımaz, kahkahası eşsiz günleri vardı o valizde. Beklemeliydi.

Bir iki gün telefonu sessize attım. Seçim ve siyaset üzerine bir konuşma yapmak istemediğinden olsa gerek kabuğuma çekildim. Kabuğumu ilk kıran ise canım torunum oldu. "Annane hadi gel, annem sevdiğin yemekleri yaptı, bekliyoruz" deyince torunumu ne kadar çok özlediğimi fark ettim. Seçim çalışmalarım sırasında kızım ve damadım ziyarete gelmişti ama torunumu görememiş belki de o sebeple sokakta gördüğüm her çocuğa özlemle sarılmış içimde ki özlemi bastırmaya çalışmıştım.

Bayram tatilinin sonunda Önder çok dinlendiğime karar vermiş olmalı ki önce hepimizi evinde topladı, enfes bir akşam yemeğinde buluşturdu ardından uzun zamandır özlediğim piknik hayalimi gerçekleştirdi.

Güzel insanlar olsun hepimizin hayatında.

Hele Önder gibi gastronomi yazarı, lezzet ustası bir arkadaş iş ortağı olursa beni çok iyi anlarsınız. Bazı insanlar ilaç gibidir. Hahh işte Önder' de onlardan.

Keyifli bir piknik gününün sonunda projeler, düzenlemeler, yeni değerlendirmeler için ertesi gün buluşmaya karar verdik. Ben her zaman ki gibi gecikince program sarktı. Toplantıdan çıktığımızda gün batmış, geceye dönmüş ve acıkmıştık.

Teklif Önder' den geldi. "Hadi yemeğe gidelim" deyip beni ve Nesrin' arabaya bindirdi.

İki buçuk aydır seçim çalışmalarım nedeniyle Bursa'dan uzak olan ben şehrimin sokaklarında ilerlerken aslında ne çok özlediğimi fark ettim.

Son zamanların moda kavramı sokak lezzetleri üzerine uzun bir sohbete giren Nesrin ve Önder'i dinliyorum bir yandan da. Uzun zamandır siyaset, belediyecilik üzerine olunca konuşmalarım popüler kültürü unutmuşum.

Oysa bir popüler kültür yazarıyım ben. Es vermişim.

Uzun yemek sohbetleri dost ziyaretleri, kültür, sanat gezi benim vazgeçilmez olan yaşamsal gıdalarım.

Sohbet ede ede yemeğimizi yiyeceğimiz istikamete ilerliyoruz. Hoş nereye gideceğimizi de bilmiyorum ya.

Emek istikametine döndürüyor aracı Önder. Geçit- Özdilek' in yan yolundan Emek tarafında bir köprü üzerinden ulaşıyoruz. "İyi de ben buralarda bir ciğerci bilmiyorum ki" demiyorum haliyle. İki buçuk aydır yokum, açılmış demek diye düşünüyorum.

Önder bomboş bir arsa tarla arası bir yere arabayı park ediyor. İniyoruz. Aracı park ettiği yerin ters yönüne dönüyor. "Hahh tamam, burası " diyor.

Ben şaşkın şaşkın bakıyorum. Hani neresi Önder bakışımın ardındaki ifadeyi Nesrin yakalıyor. Diyarbakır'lı Ciğerci tabelasını gösteriyor. Eti, ciğeri Doğu'lulardan yiyeceksin diyor. Onu biliyorum da pek bir şapşal ifade var yüzümde.

Kapının önü 10-15 gençten oluşuyor. Bu minibüsten bozma mekana giriyoruz. Minik tahta masalar, hasır örgü tabureler, çocukluğumda teyzemlerin mahallede gördüğüm duvar halıları, bir kaç özlü söz!!!, gülümsetiyor bir anda çatık çehremi. Önder'le kısa bir hoş beşten sonra "Aslında bugün kapalıydım" diye giriyor söze.

Doğu insanının coğrafyasının tüm sıcaklığı, içtenliği ile gülümsüyor. "Nereye isterseniz oturun" diyor.

Minik tahta masalardan birine geçiyoruz. Minibüsün yan kapısından bahçeye doğru açtığı ve tahtaları bir araya getirerek oluşturduğu mekanın duvarındaki minik tuvallere yapılmış yağlı boya resimler ilgimi çekiyor.

"Resimde mi yapıyorsunuz" diyorum. Yine aynı sıcak samimiyetle yanıtlıyor. "Birini arkadaşım yaptı, diğerlerini satın aldım" Şaşkınlığım bir kat daha artıyor.

Açık olmadığı için elindeki son ciğerleri bize yapacağını söylüyor. Yanımızdan ayrılıyor.

Ben, Önder ve Nesrin kısa bir sohbete başlıyoruz.

O sırada gözüm mutfağa gidiyor şişlere takılmış ciğerleri mangala yerleştiriyor. İlginç ve tiyatral bir işletmeci.

Buraya kadar herşey normal. Tekrar yanımıza geliyor. Onun ciğerini farklı kılan ciğerleri pişirdikten sonra üzerine sardığı kuzu gömleğinin onu lezzetli kıldığını anlatıyor.

Ardından onunla birlikte mangal başına geçiyoruz. Önce lavaşları mangalda hafif kızartıyor.

Hemen sonrasında toz kırmızı biberle yağlıyor, o sırada pişen ciğerleri mangaldan alıp kuzu gömleğine sarıp tekrar mangalda pişiriyor.

Koku ve yağın cızırtısı müthiş aç olmayanın bile yemek isteyeceği cinsten. Her kebapçının olmazsa olmazı közlenmiş biber, domates, baharatlar ile kavrulmuş soğan, çiğ sumaklı soğanda masadaki yerini alıyor.

Öyle ciğer sevdalısı bir kadın değilim ben. Tek yediğim çok iyi yapılmışsa ve sıcak patates kızartması ile servis edilirse Arnavut ciğeridir. O da çok güvendiğim ve lezzetinden emin olduğum yerlerde.

Nasıl bir lezzet çıkacak merak ediyorum. Önder getirdiğine göre kötü değildir de...Ne bileyim??!!  

Sokak lezzetleri denilince hiç sıcak bakmam ayrıca.

Adı üzerinde... Sokak.. Lezzeti ne kadar olur!!?

Üstelik ciğer gibi kolay gözüken ama lezzeti yakalamanın bir o kadar zor olduğu yemekte.

Gerçekten ustalık ister. Deneyim ister.

Bir Boğa Burcu kadını olarak ta damak tadım iyidir.

Gastronomi okumasam da çok gezip dünya mutfaklarını deneyimlemiş, farklı ve değişik lezzetler tatmış olduğum için olsa gerek her yapılanı da beğenmem.

Lezzet kavramı farklı bir boyut.

Bu arada Barış Bey (işletmecimiz) gömleğe sardığı şişleri ters yüz ediyor mangalda. "Aman Allah’ım yağ damlıyor, nasıl olur, nasıl yenir şimdi bu, diyor iç sesim.

Ah Önder gecenin bu saati bizi getirerek başka bir yer bulamadın mı, diye içimden geçirirken, dışa pek memnun, mutlu bir köşe yazarı gülücüğü fırlatıyorum.

Ciğerler pişiyor, masaya geçiyoruz.

Ortaya servis ettiği kuzu gömleğine sarılı ciğerleri sunacak birazdan. Resmen bir masterchef havasında kesiyor, sıcak sıcak dumanı tüten yemeği.

O zaman bir kez daha anlıyorum yemek yapmanın (zorunluluk değilse) bir gönül işi olduğunu.

El lezzeti kavramının gerçekten olduğunu. Kimilerinin yaptığı yemeğe gönlünü kattığını.

Isırıyorum.....

Dünya duruyor....

Öyle böyle değil...

Lezzet çatlaması bu... Sokak ve lezzet..... İkisi aynı cümlede. Ciğerle olabilecek lezzetin Nirvana'sı..

Çocuğum sen nerelerdeydin? Nasıl keşfetmedim ben seni?

Bu nasıl bir lezzet?

Anlatıyor. Diyarbakir'lı bir aile.

Sabah kahvaltılarında bile ciğer var onların. Babası üç yıl önce açıyor burayı.

O zamana kadar ilgisi yok ciğerle. Tiyatrocu olmak istiyor, kitap yazıyor. Bir gün babası rahatsızlanınca ekmek teknesinin başına geçiyor. Eline aldığı şişler o gün elinde can buluyor, lezzet oluyor. Lezzeti dilden dile dolaşıyor.

Veee ..

Onu ekmek teknesinin adını koyduğu "CİĞEROLOG "yapıyor.

Bendeniz....

Ciğer sevmem.

Sokak lezzetleri sevmem.

Ama bu bambaşka bir şey. Elimden, lavaşımdan akan yağı bile seviyorum şu an.

O kadar iyi!

Fiyatı mı, o ünlü markaların bir fincan kahvesiyle eş değer.

Valla gidin yiyin.

Ve böyle bir lezzeti sizlerle tanıştırdığım için benim de kulaklarımı çınlatın.

Yaşam tüm lezzetleri ile sizi bulsun..

  Bu yazı 5925 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
HABER ARŞİVİ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI