NAZAN BOZAN
  07-01-2022 22:59:00

FRİDA...

Onu ilk dört beş yıl önce Heykel' de bijuteri ürünleri satan bir stantta, birleşik kaşlarının dikkat çektiği bir çanta üzerindeki figür olarak görmüştüm.

Bana göre kötü gözüken kaşlarına rağmen dikkat çeken, hatta güzel denilebilecek bir yüze sahipti.

Sonrasında her yerde ve her objenin üzerinde bu tuhaf kaş şekliyle dikkat çeken kadın karşıma çıktı.

Frida Kahlo olduğunu öğrenmemse bir ay sonra oldu.

Neden bu kadar göz önünde olduğunu anlamak için resimlerini incelemeye başladım.

Gelenekselci bir bakışı ve klasik bir resim anlayışı olan ben onun tablolarında esaret,

Kan, yalnızlık, mutsuzluktan başka bir şey göremeyince ilgi alanımın dışında kaldı.

Taa ki.....

Gece yorgun eve gelmiş ama halâ görüşmelerini bitirmemiş, bir yandan kulağımda telefon diğer yandan teflon tavada ki cızırdayan etler arasında denge kurmaya çalışırken, diğer yandan ertesi gün giyeceğim kıyafetleri ayarlamaya çalışıyor, aldığım çorabın renginin eteğimin altına açık düşmesinin gerginliğini yaşıyordum.

Tek istediğim her işimi bitirip uzanmak yorgun geçen bir günün ardından Netflix'deki Cem Yılmaz gösterisini izlemekti.

Sonunda başarıyorum.

Saat 20.10'da salonda ki kanepeye uzanmış , kahvemi ve çok sevdiğim çikolatalarımı yanıma almış, bir keyif sigarası yakmış, Netflix'deki filmleri gözden geçirirken yine onunla karşılaşmıştım.

FRİDA.....

Hiç bir portresinde değişmeyen birleşik kaşları, rengarenk tokaları, yeşil ve kırmızının en canlı tonlarındaki giysileri içinde yine karşımdaydı.

Duraksıyorum....

Birden içimde bitimsiz bir merakla filmi izlemeye başlıyorum. Öyle saatler boyu TV karşısında kalan kadınlardan değilim ben.

Buna ne zamanım müsait ne de ruhum.

Genellikle eve yorgun gelir, yemek yap, yemek ye telaşından sonra yatağıma çekilir okuduğum kitapla uyuyakalırım.

Zaman zaman da film isteğim depreşir, elimde kumanda  filmleri gözden geçirirken sıkılır vazgeçerim.

Bu sefer öyle olmadı...

Güzelliği değil de, inancı, aşkı, tutkusu,  duygularına olan sadakati, tensel sadakatsizliği ile harmanlanmış yaşam öyküsü beni içine çekti.

Bir kadının koşulsuz nasıl sevdiğini, neler yapabileceğini, eşi Diego Rivera'ya rağmen aşkı kutsayışını, bunu renk renk, fırça fırça tuvale yansıtışını izledim.

Eşi de kendi gibi ressam olan Diago Rivera'nın her kendini aldatışında kanayan yüreği ile birlikte yaralanan bedenini, kaybettiği bebeğinin ardından yaşadığı ruh halini, acılarını, tutkularını, bağımlılık haline gelen aşkını izledim.

Müthiş  duygu aksiyonu  olan, aşk, tutku, nefret, ihanet, idealizm kokan bu film bittiğinde kadın olmanın gücünü ve güçlüğünü bir kez daha anladım.

21. yüzyılın popüler kültür ikonu haline gelen ressam, resimlerinin yanı sıra inişli çıkışlı özel yaşamı, politik görüşleri ile dikkat çekerken 47 yıllık yaşamına çarpıcı bir yaşam öyküsü bırakarak ayrılıyor hayattan.

Siz bu gece ne yaparsınız bilemem ama imkanı olanlar için bu filmi en az bir kez izlemesini öneririm.

Bir kadının aşkı, tutkuyu, acıyı, ihaneti, sadakatsizliği nasıl yansıttığını görün tablolarına.

Ve mücadeleden asla vazgeçemeyen kadınların tarihe nasıl  adlarını yazdırdıklarını.

Hayat renkler, kadınlar ve sanatla güzelleşiyor..

Güçlü kadınlarla....

  Bu yazı 3859 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI