NAZAN BOZAN
“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde” diye başlar ya masallar, bir günde masallar biter ve gerçekler başlar...
Benim masalımsa hep çocukluğum üzerinedir.
Belki her çocuğun olduğu gibi... Kim bilir ??
Çalışan bir annenin çocuğu olarak okulla erken tanışan çocuklardanım ben.
O yıllarda Bursa'da çok fazla anaokulu da yoktu zaten.
Bu güzel şehir yeşilliği ile anılan büyükçe kasaba havasındaydı ve bende o kasabamsı şehrin 4-5 yaşlarında okulla tanışan çocuğu.
Tek çocuk olarak büyüyen bendenizin ilk arkadaşlık, kardeşlik kavramıyla tanıştığım yerdir Demirtaşpaşa İlköğretim Okulu’nun ana sınıfı.
Anımsayabildiğim ilk görüntü benim dönem ortasında okula başlamamla yaşıtlarımla olma imkanı bulmamdı.
Vee ikindi kahvaltılarında öğretmenlerimizin pikapa koyduğu plaklardan yükselen 70’li yılların pop şarkıları eşliğinde yakındaki fırından gelen tahinli pide ve poğaçaların birlikte yenilmesinin çılgın keyifli lezzetlidir.
Kırk dakikalık beslenme-ikindi kahvaltısı olan bu dersin ardından, tüm çocuklar tahtanın önüne geçer, şarkılara eşlik eder dans ederdik.
Sonrasında ilkokul günlerim gelir, Namık Sözeri Lisesi'nde başlayan okul hayatım hep masaldır benim için.
Yeni arkadaşlıklar, yeni keşifler demekti o yıllarda okul benim için.
Hep tam gün eğitim gören bir çocuk olarak doyasıya ve sonsuz şükürlerle anımsadığım arkadaşlıklarım var benim.
Şimdilerde okul ne ifade ediyor çocuklar için bilinmez ama o yıllarda benim için masalsı bir dünyaya açılan pencereydi ve ben okullarımı hep çok sevdim.
Okullar benim yaşıtlarım ile buluşma kapımdı.
Annem ve babam sahip oldukları ailelerin en küçük çocuklarıydı ve kardeşleri ile aralarında çok fazla yaş farkı bulunuyordu.
Ben her iki tarafın da en küçüğü olarak yaşıtlarından uzak büyüyordum.
Oysa okulda sayısız arkadaşım, kardeşim oluyordu.
Nasıl bir mutluluktur tek çocuk için tahmin edemezsiniz.
Diğer çocukların aksine eve gitmek, evde olmak gibi bir özlemim hiç olmazdı benim.
Çünkü bilirdim ki ev tek başına geçirilen zamanlar demekti, yüzlerce oyuncağın içinde hayali arkadaşlar yaratmaktı.
Bunun farkında olan anne ve babam yaz tatillerinde beni birkaç mahalle uzakta oturan teyzeme sabah bırakır, o yıllarda çocuğu olmayan teyze ve eniştemin gözbebeği olarak her istediğinin yerine getirilmesinin coşkusu ile tüm gün sokakta mahallenin çocukları ile oyunlar oynar, akşam iş çıkışı babamın gelip beni teyzemden alana kadar ki zamanda Pınarbaşı'nın o surlarla kaplı bilinmezliğinde Hisar'a kadar koşturur, mutlulukların en büyüğü ile yaşar giderdim.
Hiç kardeşim olmasa da bir sürü arkadaşım vardı benim.
Veee.. Yıllar sonra (ki 16 yıllık bir zaman dilimi) teyzemin bir oğlu oldu.
Bana "Bak bu senin kardeşin" deyip kucağıma verdiler.
Nasıl mutlu oldum anlatamam!
Artık ben de "Abla" olmuştum ve artık benimde bir kardeşim vardı.
O doğduğunda 7 yaşındaydım.
Büyüyecek, benimle oyunlar oynayacak, sokaklarda birlikte koşturacaktık.
Ahh… Ne güzel hayallerdi!
Bunları düşündükçe onu daha çok severdim ve bir an önce büyümesi için dualar ederdim.
İsterdim ki bir sabah geldiğimde elinden tutup birlikte tırmanalım surlara.
Onu büyütmeliydim ama nasıl??
Bana hep demiyorlar mıydı "yemeklerini yemezsen büyüyemezsin" diye…
Öyleyse onu çokça beslemeli ve hemen büyütmeliydim.
Bir gün kendime aldığım bir tüp çikolatayı beşikte salladığım bu bebeğin ağzına sıkmış, onun hoşlandığını görünce çok sevdiğini düşünmüş ikinci tüp çikolatayı da açmış, bir ona bir kendime derken iki tüp çikolatayı bitirmiştim.
Paylaşmak güzeldi ve artık çabucak büyürdük ikimiz de..
Gece bu hayalle uyudum.
Ama ertesi sabah babam beni teyzeme bıraktığında beşikte yatan kardeşimin yüzünün fiske fiske kabardığını görünce korkmuş, teyzeme ne olduğunu sormuştum.
Rahmetli teyzem üzgün gözlerle bana bakmış, ne olduğunu anlayamadıkları o ama öğleden sonra doktora götüreceğimizi söylemişti.
Çok üzülmüştüm.
Zaman geçmek bilmedi.
Nihayet hep birlikte doktorun karşısındaydık.
Sevimli doktorumuz kısa bir muayeneden sonra kardeş bildiğim kuzenimin alerji olduğunu söylemiş, teyzemde sadece emzirdiği bebeğinin nasıl alerji olduğunu anlamaya çalışırken ben bir anda anı bir çıkışla doktora kardeşime iki tüp çikolata verdiğimi bunun onu büyüteceğini söylemiştim.
Doktorun ve teyzemin şaşkın bakışları arasında bunu onun bir an önce büyümesi için yaptığımı gözyaşları içinde anlattım.
Yıllar boyunca çocuk hasreti çeken teyzem bana sarılmış "Üzülme maviş ama bir daha o büyüyene kadar bana sormadan birşey yedirme" demiş gözyaşlarımı silmişti.
Ama o sevecen doktor bana uzunca bir nutuk çekmiş ve ardından içimi yaralayan kelimeleri bir bir seçmiş "Böyle yaparsan kardeşin ölür" demişti.
Çok korkmuş ve çok üzülmüştüm…
Oysa o benim hayallerim demekti, birlikte koşup oyun oynayacağım arkadaşım, kardeşim. Birlikte surlara tırmanma hayalim...
Olmadı..... Onun büyüdüğü yıllarda ben ergenliğin eşiğinde olan bir kızdım ve artık hayallerimde surlara tırmanmak yoktu, koşup Hisar'in bilinmezliklerinde kaybolmak süslemiyordu düşlerimi..
Zaten artık yaz tatillerinde teyzemde olmak da istemiyordum.
Çünkü aşk karşı sokakta beni bekliyordu ve ben bu duyguyu doyasıya yaşamak istiyordum.
Ablalığım tahminimin tersine kısa sürmüş olmasına rağmen, bende hep farklı bir yerde yüreğimin en derininde saklı kaldı.
Taa ki..... Dün sabah gelen ölüm haberine kadar..
Dün sabah gelen telefonla sadece çocukluğum değil, o masalın en güzel parçaları da gitti hayatımdan.
Telefonu kapadığımda öylece kala kaldım yatağın içinde.
Nefes alamadığımı hissettim bir süre, kalbime acısını iyi bildiğim bir bıçak saplandı yine.
Bu acıyla ilk babanın vefatıyla tanışmıştım.
Şimdi anılar denizinde boğuluyor ve nasıl kulaç atacağımı bilmiyordum…
Henüz yeni işe gitmiş, Simyacı'nın yastığını kalbimin acıyan yerine bastırmış, onun kokusunda tüm yitirdiğim sevdiklerim için göz yaşı döküyordum...
Şimdi bu satırları okurken (kim varsa yanınızda sevdiklerinizden) sımsıkı sarılın onlara, sonra siz isteseniz de toprak aldığını vermiyor size. Üstelik o acıdan sonra kim sarılsa o keskin bıçak yarası hep sızlatıyor sol yanınızı..
Kaybetmeden, ve henüz zaman varken tutun sevdiklerinizin elini..
Duyabiliyorlarken sizi fısıldayın sevgi sözcüklerinizi...
“Günlerden bir gün..” diye başlıyor ya hani masallar, günlerden bir gün de masallar bitiyor ve gerçekler başlıyor..
Dilerim tüm gerçekleriniz masal tadında olsun…
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|