NAZAN BOZAN
  16-11-2022 13:41:00

Hayat...

Bahar görünümlü Kasım güneşine uyandığım sabahta; kızımın evinde gözlerimi tavana dikmiş yaşadığım hayatın filmini izliyorum.

Dün "Aşkım" dediğim torunumun sünnetini gerçekleştirmiş, çocuklukla ergenlik arasındaki bu minik adamın değişimlerini gözlemlemiş, biraz buruk, biraz hüzünlü, biraz mutlu, yüzünü incelemiş ve hayat denilen yolculuğa şaşırmıştım.

Ne günler yaşanıyordu bu bilinmezlikte.

Hangi yardımcı oyuncu giriyordu sahneye, bu değişimler başrol oyuncusu için nasıl bir adaptasyon süreci oluşturuyordu, nasıl bir performans yaşanıyordu.

Elimize yazılı olarak verilmeyen bu senaryoda doğaçlama gitmek bizi mutlu ediyor muydu??

Hedeflere ulaşmak için yeterli miydi?

Teslim olmak mı gerekliydi, dümenin başına geçmek mi??

Bursa'nın en eski yerleşimlerinden Hisar'da iki katlı bir evin önündeki toprak yolda, boş bir arsanın üzerinde oynayan çocukları teyzesinin evinden şaşkınlık dolu bakışlarla izleyen küçük Nazan ile göz göze geliyorum.

Anne ve babası maliyeci olan evin tek çocuğu, önce evdeki bakıcı, ardından kreş, anaokulu, kolej arasında büyüyen, sokak kültürünü bilmeyen, babasının yurtdışından getirttiği onca oyuncağa rağmen o sokaktaki çocukların gazoz kapağından tabaklarına, makaradan tekerleklerine özenen, onların sevinci, heyecanı mutluluğunu gördükçe sokağa çıkmak için can atan, üstündeki giysilerin sokakta oynayan bu çocuklarla uyuşmamasından dolayı çekinen, elleri tozlansa Veba'ya tutulmuş gibi ağlama krizlerine giren bu çocuğa gülümsüyorum.

Film ilerledikçe Bursa'nın o yıllardaki tek anaokulu olan Demirtaş İlköğretim sınıfında akşam üstü beslenme dersi için servis yapan öğretmenine, görevli kadına selam veriyor.

Offf ne çok simit, kurabiye dolduruyor Fatma teyze, nasıl yenilir bunca besin?

Üstelik öğle yemeğinden kalktıkları daha ne oldu ki?

Süt içmeyi sevmeyen, yemek yemekten hoşlanmayan bir çocuk o! Lokmaları ağzında büyüyen cinsinden.

Oysa bıraksalar kendi tercihlerine, hep oynasalar, hep kitap okusalar, masal anlatsalar o dinlese, o masalların içine girse, o düşler ülkesinde yaşasa.

Büyüyor...

O yıllarda çok fazla özel okul yok.

Babası o'nu kendi iş yerinden 100 metre ilerisindeki Bursa Kolejine yazdırıyor.

Sonra öğreniyor devlet okulu ile özel okul arasındaki farkı.

Lacivert forma ile başlıyor okul hayatı.

Siyah önlük, kara tahta birer ütopya onun için.

Bu deneyimi hiç yaşayamıyor.

İlk keşif edişleri, ilk okuma sevdaları, ilk kültür turu merakları yine bu yıllarda ortaya gezgin ve maceracı yapısını aldığı babasının tüm turlarında bir bloger gibi not tutuşları yine bu sürece denk geliyor.

Ardından ortaokul günleri geliyor ve ilk kalp çarpıntıları çıkıyor sahneye. Aman Allah’ım, bu kalp çarpıntısı da ne?

Anne ya da babama “Manyak kalbim çarpıyor, nefesim kesiliyor, ter basıyor, dilim damağım tutuluyor” desem hiç şüphesiz bir saniye beklemeden Dr. Nihat Bey'in karşısında bulurum kendimi.

Halbuki, doktorluk değil bu kalp çarpıntısı, nasıl anlatılır, ne ile tarif edilir ki, bilemiyorum…

Lise yılları tam bir yoldan gönüllü çıkma dönemi.

Okuldan kaçıp Kültürprak’ın içinde bulunan Özgen' e gitmek ergenliğe geçişin diğer adı.

O günlerin söylemiyle "Okulu kırmak".

 Okul kırılmadan öğrenci olunur mu??

Üniversite sınavlarına hazırlanmak için gittiği dershanede kızının babası ile tanışan, uzun bir flört dönemini evlilik ile taçlandıran, yüksek öğrenimini Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nde tamamlayan bu genç kadın şimdi kollarında dünyanın en güzel gözlerine sahip kızını taşıyan ANNE...

Hayatın tatlı koşuşturmaları içinde kızını büyütme telaşındayken babasının ani-zamansız ölümüyle bir anda kendi büyüyen bu kadın bir süre sonra eşiyle yollarını ayırmaya karar verince kızına hem anne hem BABA...

Atıldığı siyaset hayatında azmiyle kısa bir süre sonra bileğinin hakkıyla kazandığı İl Kadın Kolları Başkanı...

Kızının okul yıllarında kızı hep elinin altında, yanında, gözünün önünde olsun diye İl Milli Eğitim'den alınan takdir teşekkür belgeleri ile noktaladığı Okul  Aile Başkanlıkları.

Kızının üniversitesi yıllarıyla beraber geride bıraktığı tutkularına geri dönüş için düzenlediği kültür turlarıyla canlanan Maceracı....

Yaşı ilerledikçe yaşadığı coğrafyaya borcunu ödemeye çalışan bir İdealist...

‘Yazmak hayat amacım’ dediği, gazetelerin köşe yazarlığı yanında, önümüzdeki yıl çıkacağı kitabı için çalışan bir Yazar....

Tavana gözümü dikmiş hayatımın filmini izlerken tüm bu yaşananların gerçekliğinde bir Düş Gezgini. 

      Ah hayat. ..

      Zor hayat

      Güzel hayat

      Yoran

      Öğreten

      Değiştiren

      Dönüştüren...

Torunumun ilk mürüvvetini yaşamış bir annenin heyecanıyla tavanı izleten, senaryonun devamını merak ettiren, yoran, bilgilendiren, ağlatan, güldüren ama hep daha iyisi için mücadele ettiren hayat..

Verdiğin, aldığın, öğrettiğin, yaşattığın herşey için şükürler olsun.

Yan odadan "Annane" diye seslenen minik adam(lar) ( küçük prensler) hep senaryonun en özel oyuncuları olduğu sürece hayat her gün yeni bir macera, yaşam tutkusu olacak.

Yaşanacak tüm güzelliklere...

  Bu yazı 4581 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
HABER ARŞİVİ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI