NAZAN BOZAN
  22-12-2022 11:11:00

Rus ruleti!

Sıcacık yatağımda, uykuyla uyanıklık arasındaki o sabah uykusunun mahmurluğunda, canhıraş bir ambulans sireniyle gözlerimi açıyorum. "Hayır olsun" diyorum.

“Sabahın bu saatinde üstelik bir Pazar sabahında bunca korna sesi, ambulans sireni nedir ki” diye düşünürken uyku ağır basıyor.

Yatak içinde kedi gibi kıvrılıp, yastığıma gömülüyorum.

Gözlerimi kapamak ve kaldığım yerden uykuya devam etmek niyetim. Ama ne mümkün??

Ambulans sireni durmuyor, artan korna sesleri korosu eşlik ediyor.  "Geçer gider birazdan"  diyorum, yataktan kalkmaya üşenir bir halde.

Geçip gitmiyor....

Üstelik bu gürültüye site sakinlerinin homurdanmaları da ekleniyor.

Üstüme sabahlığımı alıp balkona çıkıyorum ne göreceksem.

Balkon ağırlıklı olarak bahçeyi görüyor, kafamı uzatıp yol tarafına çevirdiğimde sokakta ilerleyemediği için deliye dönen ambulans şoförü, yol vermemek için tepinen dolmuş sürücüsü, yandan geçmeye çalışan otobüsün içinde endişeyle inmeye çalışan yolcular, oluşan kalabalıktan tüm bu olan biteni izlemeye gelen ahali, benim gibi yatağından fırlamış saç sakal darmadağın komşular, kalabalığı fırsat bilip satış yapmaya çalışan simitçi, endişeli gözlerle izleyen dershane öğrencileri de kadroya katılınca kimse kimseyi duymuyor ancak gürültüde ayyuka çıkıyor.

Kısa süren, bu öfke kontrolü olmayan kitle  bir iki aklı başında kişinin sakinleştirmesiyle yolu açıyor.

Soğuk iyice yüzüme çarpıyor, sıcak yataktan balkona fırlayan ben tekrar yatağa bırakıyorum kendimi.

Annemlerin apartmanın merdivenlerini çıkıyorum nefes nefese. 15 dakika önce annemin komşuları aramış,  "Baban merdivenlerde düşmüş, annen evde yok, babanda çok kötü görünüyor gel" dedikleri anda ev halimle taksi çevirmiş, taksiciye annemlerin apartmanın önünde beklemesini rica etmiş merdivenlerde düşen babamı taksiye alıp hastaneye gideceğim hesabı yapmıştım. Hızla çıktığım birinci kattan sonra ikinci katın koridorunda tüm komşuların arasından sandalyeye oturtulmuş boş gözlerle çevreyi izleyen babamla göz göze geliyorum.

Aman Allah’ım!!

Evet, babam düşmüş....

Yerinden kıpırdamasının mümkün olmayacağını anladığında boğazıma koca bir yumru oturuyor. Babam merdivenleri çıkarken beyninin pıhtı atması sonucu düşmüş ve felç geçirmiş bedeniyle, tutmayan uzuvlarıyla bana bakıyor.

Annem... Annem nerede benim ??

Annem evde değil, ‘Bankaya maaşını almaya gitti’ diyor 25 dakika önce sokakta karşılaştığı komşusu. Annemi arıyorum, her zaman ki gibi telefonu duymuyor.

Babam.... Canım babam....

Bu şekilde hastaneye götüremem ki. Ambulans arıyorum, taksilik değil durumu. Aşağıdaki taksi geliyor aklıma, hızla inip ücretini ödeyip aynı hızla babamın yanına gidiyorum. Ambulans ise verdiğiniz yemek siparişinin sıcak sıcak 20 dakikaya elinize ulaştığı ülkemde ev - hastane arasındaki 8 kilometrelik yolu 45 dakikada tamamlayıp geliyor .

Babam gittikçe kötüleşiyor. Kızımın babasını arıyorum, en çabuk ulaşabildiğim o oluyor. Kısaca anlatıyorum "İnegöl'e gitmekte olduğunu ama hemen yarı yoldan dönebileceği söylüyor.

Aklıma birden bir buçuk saat sonra doktor randevum olduğu geliyor.

Ambulansı tekrar arıyorum, beklerken zaman kavramı farklı, ürkütücü. Müthiş gergin, panik içinde deli gibi koridor boyunca "Ne oldu, Nasıl oldu" gibi sorular soruyorum.

Gören yok ki. Yalnızca düşerken çıkan gümbürtüyle babamı yerde bulduklarını söylüyorlar.

Annem her zaman ki gibi, sakin ve yavaş hareketleriyle merdivenleri çıkıyor, dışarıda bir ambulans sesi annemi hızla geçip sokağa iniyorum. Acil sedye ile yukarı çıkıyoruz doktor ve personel ile.

Babamı sedyeye yatırıyorlar, o an'a kadar boş gözlerle bakan babam artık bakmıyor, göz kapakları kapanıyor. İşte o anda deli bir çığlık atıyorum, iç parçalayan, kendimden bile korktuğum.

Babamı ambulansa alıyorlar. Annem ve ben öne biniyoruz, hızla hareket ediyor sürücü, karşı yönden gelen araçla kapışacaklar belli hemen atılıyorum gelen kızımın babası şoför anladıktan sonra durumu bizi takip etmesini söylüyor.

Ahh ülkem, ahh plansız şehrim, iki araç sokak aralarında karşı karşıya geldiğinde iki keçi hikayesi gibi inatlaşan halkım.

Yürüsem 30- 35 dakikada gideceğim hastaneye babamı 37. dakikada ancak yetiştirebiliyorum.

Sinirlerim yıpranmış, kriz geçirmekle, içe çekilmek arasında bir yerlerdeyim. Aynı anlarda annemin üzüntüden fırlayan tansiyonuna müdahale etmesi için de bir doktor bulmalıyım.

Önce sedyedeki babamın peşinden acile giriyorum. Nabız, tansiyon bir sürü şey bakılıyor, tahlil sonuçları diye bir cümle geçiyor. Aklıma tekrar aldığım ve bir saat sonra olmam gereken doktor randevum geliyor. Gidemeyeceğim.. belli.

Oysa dün almıştım hamile olduğum haberini.

Kızımın en büyük isteğiydi bir kardeşin olması.

Bugün doktorum muayene sonunda  paylaşacaktı kızımla bu müjdeli haberi.

Gelemeyen ambulansın zamanında ulaşamayan gerilen, tükenen hastalarıydık biz.

Babamı zamanında yetiştiremedik. Upuzun 56 gün yaşadık hastane koridorlarında. Üzüntüden önce bebeğimi kaybettim, sonra babamı.

18 yıl sonra yazlıkta olan annem aniden fenalaşınca Bursa'da işten fırlayıp bir ambulansla Kumla' ya gidip annemi aldığımda ben zor bir senaryonun az çok sonunu bilen oyuncusu olarak o sıcak Ağustos güneşinde açılmayan trafikte, saatlerce açılmayan şeritte, yetişmeye çalışırken de, ölüm kokan hastane koridorlarında sedyeye yatırıp  koşuştururken de elimde vefat etti annem.

Siz hiç sevdiklerinizi ambulansta götürdünuz mü?  Ve o ambulanslardan geri almanın nasıl can yaktığını bilir misiniz?

Sizin için 2 dakikalık zaman dilimi, yalnızca bir yere, bir randevuya, bir toplantıya yetişmek anlamı taşırken, ambulanstaki için, hayata tutunmaya çalışmak demektir. Dünyanın en kötü yolculuğudur ambulans. Azrail'le Rus ruleti oynamaktır. Saniyelerin önemini kavramaktır, yalvarmaktır Yaradan'a. İçten savrulan küfürlerdir trafikte olana. Can pazarıdır ambulans.

Yatağıma daha bir gömülüyorum. Anılar üşütür mü insanı, bir siren sesi geçmişi tekrar yaşatır mi saniye saniye? Her ambulans sireninde kalbiniz acır mı, burnunuzun direği sızlar mı??

Ne olur bu yazıyı okuduktan sonra, o ambulansın içinde hamile bir kadın, gözü yaşlı bir eş, hayata tutunmak için son an'a kadar gözlerini kırpmayan bir baba, o andan sonra torununu göremeyecek bir dede, alınamayan bir nefes, bir can olduğunu unutmayın.

O ambulans sireni sizin canınız için çalabilir, aklınızdan çıkarmayın.

Rus ruleti can ile oynanan bir oyun. Oyunun içinde olmayın...

  Bu yazı 4705 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
HABER ARŞİVİ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI