NAZAN BOZAN
Koşarak çıkıyorum basamakları… 6 yaşında falan olmalıyım. Anne tarafımın da, baba tarafımın da en küçüğüyüm(ydüm) bu minik bebek gelene dek. Onu seviyorum muyum?
Hem de nasıl?? Çünkü amcam bana "Sen abla oldun" diyor. Bir havalı, bir gururluyum ki sormayın gitsin.
Bir tek çocuk için amcasının bir kızının daha olması ve ona "Abla" denilecek olması o yaştaki bir çocuk için harika bir duygu. Amcam ekliyor "Birlikte oynayacaksınız"
6 yaşındayım... Beşiği başında bu bebeğe bakıyorum.
Ama büyümüyor ki, oynayamıyoruz.
Hep ağlıyor, hiç benimle oynamıyor. Geri mi verseler acaba diye düşünüyorum.
İlgi onun üzerinde ama o hiç bir şey yapmıyor.
Gemlik'e onu görmeye gidiyoruz, her seferinde bir hevesliyim bir heyecanlı.
Abla diyecek bana, evin arka terasında evcilik oynayacağız. Babam bana bir sürü oyuncak alıyor zaten oyalanayım diye. Yurtdışından oyuncak getirtiyor... Konuşan bebekler, fincan takımları, minyatür koltuklar....
Ben bunlarla birlikte oynayacağım bir arkadaş bir kardeş istiyorum, herşeyim var ama ben çok yalnızım.
Hadi büyü minik bebek, hadi birlikte koşturalım. Hadi ayaklan, hadi konuş benimle...
Konuşmuyor....
O ayaklanıp konuşmaya başladığında ben ilkokul öğrencisiyim. Okulum sabahtan akşama kadar öğrenim gördüğüm bir kolej, hafta sonları etkinliklerim var.
Eskisi kadar sık gidemiyoruz Gemlik'e..
Sene 1979 babannemi kaybediyoruz.
Amcam büyük kızını Bursa Kız Lisesi'ne yazdırmak istiyor.
O yıllarda Bursa - Gemlik arası çok uzun mesafe.
Ablam 3 yıl bizde kalıyor, ben de yaz tatillerinde bir ay Gemlik'te.
O beş yaşında, ben on, ablam onbeş.
Ne onunla oynayacak kadar çocuğum, ne ablamla olabilecek kadar büyük...
Yıllar geçiyor, onbeş yaşına geldiğimde yaz tatillerinde yine bir ay Gemlik'teyim.
Bu kez iki genç kız olarak ablamla bitmek bilmeyen gece sohbetlerimiz var, birlikte kaldığımız üst kattaki odada.
O ise henüz çocuk… Tabii ki yanımıza almıyoruz onun tüm tutturmalarına karşılık.
Biz iki genç kızız, sohbetlerimiz ona göre değil. O ise öfkeli...
Biz ablamla bütün gece çene çaldığımız için sabah kahvaltılarında yanlarında değiliz.
Amcam çoktan kahvaltısını etmiş , güne başlamış oluyor o ise kahvaltıyı bizimle yapamıyor hiç.
Sıkılıyor bu durumdan, aramızda olamıyor…
Ve bir sabah bunun öfkesini çıkarıyor benden yıllar boyunca minnet duyacağım bir eylemle.
Öğleye doğru kalktığımızda, hep bizi hazır bekleyen kahvaltı masasına geçtiğimizde, çayımdan aldığım bir yudumla midenin dönmesi bir oluyor.
Çayımın yarısına kadar şeker doldurup, karıştırıp içmemi sağlıyor haberim olmadan.
O ravak tadında ki çay benim şekerli içeceğim olur.
Bir daha asla çayıma ve kahveme şeker ilave etmeyecek ve yıllarca bu hoş yaramazlığa minnet duyacağım.
Birlikte büyüyoruz 17-18 yaşlarıma geldiğimde aşık oluyorum bendeniz..
O yıllarda ne cep telefonu var, ne sosyal medya kavramı. Üstelik ben tek çocuğum! Babamın kıymetlisi, sevdiğim beş kardeş.
Benim ne kadar üzerime düşülüyorsa o onca kardeş içinde kendi başına büyüyen cinsinden.
Babam öğrense önce babamın yüreğine iner sonra bütün sülalenin.
"Olmaz, olamazzzz" naraları attırır babama bu aşk.
Ama ben istiyorummm.
Onunla ilk yakınlaşmamız bu dönemlerde başlıyor.
Yıllarca abla kardeş ilişkimizi tam oturtamadığımız dönemlerde suç ortağım olarak devreye giriyor.
Yazdığım mektupları postalamak onun görevi kimseye göstermeden. Yıllar önce çayımı tatlandıran şimdi hayatıma tat katıyor.
Yıllar içinde büyüyerek gelişen abla kardeş ilişkimiz dostluğa, sırdaşlığa taşınıyor.
Ben hep başı çeken oluyorum o hep benimle aynı kaderi paylaşıyor.
Babamın tüm itirazlarına karşılıklı evleniyorum.
Amcamın tüm itirazlarına karşılık evleniyor.
Büyük sözü dinlemek lazım öğreniyorum ama kuyruğu dik tutmak benim işim.
Boşanıyorum. Kuyruğu dik tutarak boşanıyor.
Gönül değil yalnızca kader birlikteliği de yaşıyoruz.
Sırdaşız biz, gönüldaşız.
Ağır ağır çıkıyorum bu kez basamakları.
Koşarak çıkamayacak kadar gönül yorgunuyuz bu kez. Amcam, ailemizin son çınarı vefat ediyor önceki sabah. İstanbul'dan geleli bir kaç saat olmuş, sahura kalkmış, yeni uyumuşum oysaki.
İzmir'den Mehmet Abim arıyor. "Hazırlan gelip seni alacağım" diyor. Kalakalıyorum.
Amcamla birlikte bir dönem daha bitiyor hayatımda. Çocukluğum bitiyor, gençlik yıllarım, yaşanmışlıklarım, yaramazlıklarım...
"Sizin hiç babanız öldü mü?" diye sorar Feride Çiçekoğlu kitabında Cemal Süreya şiiriyle. "Benim bir kere öldü, kör oldum" der.
Adeta ikinci körlüğümü yaşıyorum ağır ağır çıktığım amca evinin basamaklarında..
O minik bebek, o suç ortağım, kaderdaşım büyüdüğünden beri hep gurbette olduğu için cenaze töreni bir gün sonraya alınıyor.
Biz amca evine girdikten 15-20 dakika sonra bir gece vakti geliyor baba ocağına.
Zaten üç kardeş olan babamların en küçüğü olan ve bize ölüm acısını ile tattıran babam, ardından halamdan sonra ailenin en büyüğü, çınarı olan amcam ile vedalaşılacak bu gecenin sabahında.
Tüm yeğenler bir aradayız yine tek yürek olarak.
Böyleyiz biz, uzun zaman görüşmesek bile bir araya geldiğimizde dün sabah ayrılmışız gibi başlar hayatımız.
Üç kardeşin üç boşanmış çocuklarıyız biz.
Diğerleri becerebilse de biz üç deli yürek farklıyız.
Yatmadan önce terasa çıkıp diğer yeşil ay'cı yeğenlerin aksine birer gece sigarası içip odalarımıza çekiliyoruz.
Yıllar sonra aynı odada geçen yıllara inat, sabaha kadar onunla sohbet ediyoruz bu kez. Sabah ezanıyla uykuya dalıyoruz.
Bir iki saatlik uykunun ardından kalkıyoruz, kahvaltı yine hazır… Oysa saat 07.15!
Ahh yengem, okyanus yürekli yengem.
Günün hangi saatinde uyanırsak uyanalım kahvaltımızı hazır eden yengem.
Hepimizde emeği büyük olan kadın.
Amcamın ardından yine ona yakışan kadın.
Herşey eksiksiz, herkesin adına herşeyi düşünen yengem.
Cenaze Gemlik Merkez Camiinden kalkıyor.
Yıllar sonra halamın kızı ve eşi de bizlerle birlikte bu kez.
Üç kardeşin tüm çocukları aynı hizada saf tutuyoruz.
Ailemizin çınarı yıllar yıllar sonra hepimizi bir araya topluyor yine.
Mezarlıktan dönerken hiç birimiz koşarak çıkamıyoruz artık o basamakları. Yıllar hepimizi gönül yorgunu düşürmüş, yıpratmış, örselemiş...
Dün gece amcamın duasının ardından evden ayrılırken büyük bir hüzünle bakıyorum bu eve..
Çocukluğum, gençliğim, yaşanmışlıklarım da gömülüyor amcamla birlikte adeta. Babamdan sonra ikinci büyüyüşüm bu benim. İkinci dönüşümü ömrümün.
Onlar üç kardeş orada buluştular mı bilmiyorum, ama bizi yıllar sonra bir araya toplamayı başarabildiler.
Nurlarda uyusunlar.
Hepiniz yaşadığınız şehirlerin topraklarında ayrı ayrı son mekanlarınızda olsanız da, hepiniz aynı yerde gönüllülerimizdesiniz.
Ruhunuz şad olsun..