NAZAN BOZAN
Benim çocukluğumda televizyon siyah beyazdı.
Pazar sabahları en sevdiğim şey ise ailece ekran başına geçmek ve film izlemekti.
Çok güzel eğitici, öğretici Amerikan filmleri olurdu.
O günlerde Türkiye bu kadar geniş imkanlara sahip, teknoloji canavarına yenik değilken, televizyonlar siyah beyaz ama duygular samimi, hayat daha renkliyken ve bizler halâ "Dedemizin beşiğini tıngır mıngır sallar iken"le büyüyen çocuklarken....
O filmler benim için ailece en fazla birlikte olunan zamanlarken, mutluluk, huzur, bilgilenme kaynağıydı.
En çok masalsı güzelliklerle dolu aile filmlerini severdim ben.
Babam ise Western polisiyelerini..
Televizyon tek kanal, seçme, değiştirme imkanının olmadığı yıllardı.
Hangi filmin yayınlanacağı günün sürprizi gibiydi o zamanlar. Ne çıkarsa çıksın yayına, ilk kez ve büyük bir keyifle seyrediyor olurduk.
İşte o filmler içinde beni en çok büyüleyen, hayal dünyamı etkileyen ise koca koca bahçeler içinde dev şatolarda geçen hikayelerdi.
O kadar büyük ve görkemli yaşam alanlarının olabileceğini düşünemez, film platosu - dekoru falan derdim.
Ta ki....
Geçen hafta Romanya turunda Transilvanya bölgesinde ki şatoları ziyaret edene dek.
O şatolar ki biri Peleş de bulunan Kral 1. Carol için ikametgah olarak yaptırılan Peleş Sarayı, diğeri ünlü Drakula olarak bildiğimiz Kont Vland Drakula'nın şatosunu gezene kadar.
Tabii ki beni büyüleyen Peleş Sarayı oldu.
.jpg)
Ortaçağ havasını koruyan, adeta bir masalın içinde dolaştıran Transilvanya Şatoları muhteşem mimarileri ve destansı hikayeleriyle, peyzaj harikası bahçeleriyle, doyumsuz doğa manzaralarıyla çocukluğumun siyah beyaz TV filmlerini bir anda renkli bir masala çeviriyor.
Herşey ama herşey sizi Ortaçağ'ın büyülü atmosferine çekiyor.
Peleş Sarayı, büyüleyici bir bahçeden sonra giriş yaptığınız kapısında Kral 1. Carol'un heykeli ile sizi karşılayan akıl almaz muhteşemlikte ki mimarisiyle hayranlık uyandıran bir yapı.
Saray adını önündeki Peleş çayından alıyor.
630 m2 lik taban alanı olan, 140 odalı, 30 banyolu bu yapı binayı farklı gizli geçitler ile birbirine bağlıyor.
Daha adımınızı attığınız ilk anda sizi sanatla, mimari dehasıyla, ahşap oymaları, gözden kaçırılması imkansız kristal aynaları, açılır kapanır tavanda ki vitray süslemeleri (dikkatinizi çekmek istiyorum Ortaçağ 'da açılır kapanır cam tavan !!) İlk elektrik kullanımı yapılan konut olması, sarayın duvarlarındaki devasa aynaların kattığı derinlikle masal- hayal- şaşkınlık - hayranlık arasında adını tanımlayamadığım bir duygu karmaşası yaşatıyor.
.jpg)
İhtişamlı mobilyaları, saray duvarlarını süsleyen Avrupa'nın en önemli ve farklı tablo ile heykellerini sergileyen benzersiz koleksiyonu izlerken farklı bir kültürün geçmiş izlerini bir arada görebiliyorsunuz.
Romanya'nın ilk Kralı 1. Carol tarafından inşa ettirilen yapı Romanya'nın en görkemli ve romantik şatosu..
.jpg)
Şatonun hikayesini dinlerken rehberimizden ne yazık ki bu muhteşem yapının iç dekorasyonu tamamen bitmeden Kral 1. Carol'un çok genç yaşta (42) ve eşi Kraliçe Elizabeth'in 6 yaşındaki tek çocuğu kızının ölümünden sonra (kendisi aynı zamanda güzel sanatlar konservatuarı eğitimi almış bir kraliçe) resim ve müzik çalışmalarını burada yaptığını , yetenekli gençlere gönüllü müzik dersi verdiğini öğreniyorum.
.jpg)
İçim burkuluyor. Maddi değerler ile ölçülemeyecek kadar değerli, sözcüklerle tanımlanamayacak kadar sanatsal güzellikler içeren bu yapı bana zengin olmak ve zengin yaşamak arasındaki farkı bir kez daha hissettiriyor.
Bunca zenginliğin, büyüleyiciliğin, ihtişamın içindeki kraliçeyi düşünüyorum. Tablolarının çoğunda 6 yaşında yitirdiği kızına duyduğu özlemi hissediyorsunuz.
Önce evlat acısı, ardından eşinin kaybı onda ne acılar yaşatmıştır bilmiyorum. Kolay olmadığına ise eminim.
Salondaki kanapede annem, babam ve ben bir aile filmi izliyoruz.
Sobada kızarmış ekmek kokusu, çaydanlıkta fokurdayan taze demlenmiş çayın keyfi, babamın hafta sonu zeytinliğimizden toplayıp hazırladığı yeşil zeytin kırması, önce odayı sonra ruhumu ısıtan sobanın çatırtısı, havada ki huzur, baba ocağının tadı önce filmde geçen hafta gerçeğinde gezdiğim Peleş Şatosu bizim 90 m2’lik dairemizden çok farklı, çok ihtişamlı olsa da, ben anne ve babamın yaşadığı, o siyah beyaz TV’li zengin günlerimi istiyorum.
Bazen herşeyin çok renkli olmasına gerek yok, sevdikleriniz yanınızda olsun hayatınıza renk katsınlar yeter..
Zengin olmak ayrıcalıktır belki ama zengin yaşamak mutluluktur.....